Skip to main content

Türk hukukunda ihtiyati tedbir, tarafların haklarını esas davanın sonucunu beklemeksizin koruma altına almayı amaçlayan, gecikmesinde sakınca bulunan hâller için öngörülmüş geçici nitelikte bir hukuki korumadır. Tahkime elverişli uyuşmazlıklarda mahkemeden ihtiyati tedbir talep edilmesi, tamamlayıcı işlem/merasim niteliğindeki tahkim davasının başlatılması yükümlülüğünü doğurmaktadır. Bu yükümlülük yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) ve yabancılık unsuru içeren uyuşmazlıklar bakımından 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (“MTK”) kapsamında düzenlenmektedir. Son yıllarda, özellikle esasa dair uyuşmazlıkla bağlantılı olarak teminat mektuplarının akıbeti hakkında ortaya çıkabilecek talepler bakımından bu kurum sıklıkla gündeme gelmektedir. Bu durum pratikte de görece yoğun bir biçimde kendini göstermektedir.

Bu makalede, ihtiyati tedbir başvurularının tahkim süreciyle etkileşimi, tamamlayıcı işlem olarak tahkim davası açma zorunluluğunun hukuki dayanakları, esasa ilişkin davanın açılmasına ilişkin usul ve süre ile uygulamada ortaya çıkan sorunlar incelenecektir. Böylece, pratikte önemi gittikçe artan bu konu hakkında, ihtiyati tedbir ile tahkim yargılaması arasındaki ilişki ele alınacaktır.

I. İhtiyati Tedbir Kurumu

İhtiyati tedbir, hükme kadar geçen zaman içinde dava konusunun istenmeyen değişikliklere maruz kalması riskine karşı, dava sonucunda elde edilecek hükmün icrasını koruma altına almak için öngörülen bir geçici hukuki korumadır.[1] Bu bağlamda ihtiyati tedbir, yargılama süresinin uzunluğunun ortaya çıkarabileceği asıl davanın sonucunda verilen hükmün icra edilememesi gibi tehlikelerin bertaraf edilmesi[2] suretiyle davacının dava konusu mal veya hakka kavuşmasının güvence altına alınması,[3] telafisi zor veya imkansız zararların önlenmesi veya zararın artmasının engellenmesi[4] gibi amaçlarla tesis edilmektedir.

Tahkime elverişli uyuşmazlıklarda geçici hukuki koruma ihtiyacı ortadan kalkmamakta, bilakis tahkim yargılamasıyla bağlantılı olarak da çoğunlukla davacının, kimi zaman da davalının, davayı kazanması halinde elde edeceği hakkın korunması ihtiyacı devam etmektedir. Nitekim MTK ve HMK kapsamında hakem veya hakem kurulunun tedbir kararı verme yetkisi bulunmakla birlikte, taraflara çeşitli hallerde mahkemeler nezdinde de ihtiyati tedbir talebinde bulunma imkânı tanınmıştır. Bu durum, bir yandan tahkim yargılamasının etkinliğini desteklerken, diğer yandan mahkemelerin geçici hukuki koruma bakımından rolünün devam ettiğini göstermektedir. Mahkemelerin devam eden rolü özellikle önem arz etmektedir. Zira bir hakem kurulunun vereceği tedbir kararı çoğu zaman mahkemelerden alınacak bir tedbir kararıyla aynı icrai etkiye ya da ağırlığa sahip olmamaktadır.

II. Tamamlayıcı İşlem Olarak Asıl Davanın Açılması Yükümlülüğü

A. Genel Esaslar ve Hukuki Dayanak

“İhtiyati tedbiri tamamlayan işlem” yahut “tamamlayıcı merasim” olarak adlandırılan esas davayı açma yükümlülüğü, ihtiyati tedbir ile esas dava arasındaki sıkı ilişkiyi ortaya koymaktadır.[5] Nitekim HMK madde 397 hükmünün gerekçesinde de vurgulandığı üzere ihtiyati tedbir kararı yalnızca geçici bir hukuki durum yaratmakta; bu geçiciliğin karşı taraf üzerinde kalıcı bir baskı unsuru haline gelmemesi için tedbir konusu uyuşmazlığa ilişkin talebin kısa sürede esas davaya dönüştürülmesi büyük önem taşımaktadır.[6] Böylelikle, tedbir kararıyla sağlanan geçici hukuki koruma, taraflar arasındaki uyuşmazlığın makul sürede nihai çözüme yönlendirilmesiyle dengelenmesi ve menfaatler arasındaki adil dengenin korunması amaçlanmaktadır.[7] Bu sebeple MTK ve HMK, ihtiyati tedbir kararını tamamlayıcı merasim olarak esas davanın açılması için hak düşürücü nitelikte süreler öngörmektedir. Bu sürelere uyulmamasının sonucu ise, aşağıda ayrıntılı olarak ele alınacağı üzere, tedbir kararının kendiliğinden hükümsüz hale gelmesidir.

İhtiyati tedbir mahkeme veya hakem/hakem heyeti nezdinde esas dava görülürken talep edilebileceği gibi, uyuşmazlık konusu bakımından esas dava açılmadan önce de ihtiyati tedbir talebinde bulunulması mümkündür. Bu makale kapsamında esas dava açılmadan önce yapılan ihtiyati tedbir başvuruları bakımından tamamlayıcı merasim olarak tahkim davası açılması zorunluluğu ele alınacaktır.

HMK madde 414/3 uyarınca geçerli bir tahkim anlaşmasının bulunduğu durumlarda  mahkeme (i) hakem veya acil durum hakemi zamanında veya etkin bir şekilde geçici hukuki koruma tedbiri veremeyecekse, (ii) geçici hukukî koruma tedbiri başvurusu ihtiyatî haciz talebi gibi niteliği gereği hakem tarafından verilemeyecek bir tedbir kararına ilişkin ise, veya (iii) taraflar açık bir şekilde mahkemeyi yazılı olarak yetkilendirmişler veya hakem veya hakem heyetinden bu konuda izin almışlarsa geçici hukuki koruma kararı verebilecektir.[8] MTK madde 6 hükmünde de tahkim yargılamasından önce mahkemeden veya hakem/hakem heyetinden ihtiyati tedbir talebinde bulunulabileceği düzenlenmiştir.

Tedbir kararı, HMK madde 414/4 ve MTK madde 6/5 uyarınca hakem veya hakem kurulu kararının icra edilebilir hale gelmesiyle veya davanın hakem veya hakem kurulu kararı ile reddedilmesi halinde kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

B. Esasa İlişkin Davanın Tahkimde Açılması

İhtiyati tedbiri tamamlayıcı işlem olan esasa ilişkin dava, tahkim davası şeklinde veya devlet mahkemeleri nezdinde açılabilecektir. Esasa ilişkin davanın tahkimde açılabilmesi için taraflar arasında aralarındaki uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözüleceği konusunda bir tahkim anlaşması bulunması gerekliliği aşikardır.

Bazı durumlarda esas sözleşmeyle bağlantılı belgelerde (örneğin sözleşmenin ifası kapsamında verilen teminat mektuplarında) farklı bir yetki şartı (choice of forum) yer alabilir. Bu şartlar sadece uyuşmazlığın bizzat o belgenin geçerliliğine veya hukuki niteliğine ilişkin olması gibi durumlarda önem kazanacaktır. Örneğin, bir teminat mektubunun geçersizliği, kapsamı veya kötüye kullanımı gibi hususlar doğrudan teminat mektubuna ilişkin bağımsız bir uyuşmazlık oluşturuyorsa, mektupta yer alan yetki şartı önem kazanabilir. Ancak uygulamada çoğunlukla doğan uyuşmazlık asıl ilişkinin kendisinden kaynaklandığından bu tür şartlar tamamlayıcı işlemin niteliğini ya da bir başka deyişle mecrasını değiştirmeyecektir.

Esasa ilişkin dava açısından bir başka alternatif de yatırım tahkimidir. Bu alternatif pratikte nadiren gerçekleşebilecektir.[9]  Zira bu alternatifin gündeme gelmesi için (i) karşı tarafın bir devlet ya da devlet kurumu olması, (ii) ilgili devletle Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasında, yabancı yatırımcılar için uluslararası tahkime imkân tanıyan bir uluslararası anlaşmanın mevcut olması[10], ve (iii) ihtiyati tedbir için Türk mahkemelerine başvurulacak bir durumun söz konusu olması[11] gerekmektedir. Bu alternatif, yatırımcı ile devlet kurumu arasındaki sözleşmede, uyuşmazlıklar için ev sahibi devletin mahkemelerinin yetkili mecra olarak gösterilmesi halinde gerekli olabilecektir. Zira Türk hukuku altında tamamlayıcı işlem olarak dava açılabilecek mecralar Türk mahkemeleri ve yerel ya da uluslararası tahkimdir. Türk mahkemelerince lehine ihtiyati tedbire hükmedilen yatırımcının tamamlayıcı işlem olarak yabancı devlet mahkemesinde dava açamayacak olmasından dolayı, bu tür durumlarda yatırımcının tamamlayıcı işlem olarak ilgili devlete karşı bir yatırım tahkimi davası başlatma ihtimali gündeme gelebilecektir.

C. Esasa İlişkin Davanın Açılmasına İlişkin Süre

Esasa ilişkin davanın ne zamana kadar açılması gerektiği konusu, ihtiyati tedbirin tamamlanması bakımından pratikte en çok önem arz eden meselelerden birisidir. HMK yönünden, HMK madde 426/2 uyarınca mahkemeden tahkim yargılaması başlamadan önce ihtiyati tedbir kararı alan tarafın iki hafta içinde tahkim davası açması gerekmektedir. Aksi takdirde ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

MTK yönünden, tahkim davası açılmadan önce mahkemeden ihtiyati tedbir talep edildiği hallerde MTK madde 10/A uyarınca mahkemenin tedbir kararından itibaren otuz gün içinde tahkim davası açması gerekmektedir, aksi takdirde tedbir kararı kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Tahkim davasının ne zaman açılmış sayılacağı aynı hükümde “hakemlerin seçimi için asliye hukuk mahkemesine veya tarafların anlaşmasına göre hakem seçecek olan kişi, kurum veya kuruluşa başvurulduğu ve eğer anlaşmaya göre hakemlerin seçimi iki tarafa ait ise, davacının hakemini seçip kendi hakemini seçmesini diğer tarafa bildirdiği; anlaşmada hakem veya hakem kurulunu oluşturan hakemlerin ad ve soyadları belirtilmiş ise, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesi talebinin karşı tarafça alındığı tarih” olarak belirtilmiştir.

Mahkemeden ihtiyati tedbir kararı alındığı ihtimalde, HMK madde 397/1 hükmünde öngörülen şekilde, HMK’daki iki haftalık süre içinde veya MTK’da öngörülen 30 günlük dava açma süresi içinde tahkim davası açıldığını gösteren evrakın tedbir kararını icra eden memura ibraz edilerek tedbir dosyasına koydurulması ve ilmühaber alınması gerekmektedir.[12]

HMK madde 397 ile getirilen bu yükümlülük zamanında yerine getirilmezse, diğer bir deyişle süresinde esasa ilişkin dava açılmışsa ve fakat hükümde öngörülen usuli işlemler yerine getirilmemişse tedbir kendiliğinden kalkacaktır.[13] İhtiyati tedbir kararının kalkması halinde tedbirin fiilen kaldırılması için gerekli işlemleri yapılması kararı uygulayan memurdan talep edilecek ve HMK madde 397/3 uyarınca tedbirin kalktığı hususu ilgili yerlere bildirilecektir.[14]

MTK madde 1/3 kapsamında ele alınan tahkim yerinin Türkiye dışında belirlendiği hallerde ise söz konusu hükümde sadece MTK madde 5 ve 6 hükümlerinin uygulama bulacağı öngörüldüğünden, bu durumda MTK madde 10/A hükmünde öngörülen 30 günlük sürenin uygulanıp uygulanmayacağı soru işaretlerine neden olabilmektedir. Uygulamada bazı mahkemelerin ihtiyati tedbir kararlarının tamamlayıcı merasimi için HMK madde 397’ye atıf yaptığı kararlar verdiği görülmektedir. Bu nedenle tamamlayıcı işlem niteliğindeki esasa ilişkin davanın, mümkün olduğu ölçüde, HMK madde 397’de öngörülen 2 haftalık süre içerisinde açılması önerilmektedir. Zira ihtiyati tedbir kararlarının niteliği gereği, tedbirin ortadan kalkması (yanlış bir kararla dahi olsa) ihtimali genellikle karşılaşılmak istenmeyen riskler barındırabilecektir.

Bununla birlikte, esasa ilişkin davanın öngörülen hak düşürücü süreler geçtikten sonra açılmış olması nedeniyle ihtiyati tedbir kararının kendiliğinden kalkmış olmasının, esasa ilişkin davaya bir etkisi olmayacaktır, yani dava sırf bu nedenle reddedilmeyecektir.[15]

D. Esasa İlişkin Davanın İçeriği ve Dava Açıldığının Belgelendirilmesi

Tamamlayıcı işlem olarak açılacak esas dava, niteliği itibarıyla ihtiyati tedbirin dayanağı olan maddi hakkın ileri sürüldüğü, nihai uyuşmazlık çözümünü hedefleyen yargılamayı ifade eder. Tahkim bakımından bu, hakem veya tahkim merkezi nezdinde yapılan tahkim başvurusu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tamamlayıcı merasimin geçerli şekilde yerine getirilmiş sayılabilmesi için, tahkim yargılamasındaki taraflarla ihtiyati tedbir yargılamasındaki tarafların aynı olması gerekir.[16] Ayrıca ihtiyati tedbir ile güvence altına alınan maddi hukuk talebi esas davanın konusunu oluşturduğundan hangi konuda ihtiyati tedbir talep edilmişse tamamlayıcı merasim gereği açılacak esas davanın da aynı konuya ilişkin olması gerekecektir.[17] Bu nedenle açılan davadaki talebin uygun şekilde kurgulanmasına dikkat edilmelidir.

HMK madde 397 kapsamında esas davanın açıldığının mahkemeye nasıl belgelendirileceği ise pratik açıdan önem arz eden bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.  Uygulamada tahkim başvuru dilekçesinin, tahkim merkezinden alınan alındı veya kayıt teyidiyle birlikte mahkemeye sunulması; e-posta ile yapılan başvurularda ise ilgili yazışma ve teyitlerin dosyaya ibraz edilmesi alışılmış bir yöntemdir. Buna karşılık, yalnızca niyet beyanı içeren veya tahkim başvurusunu geleceğe bırakan yazışmaların, tamamlayıcı işlem olarak dava açma yükümlülüğünü yerine getirmek bakımından yeterli olmayacağı kabul edilmelidir. Bu bakımdan, farklı tahkim kurumlarının (ya da arızi (ad hoc) tahkimin) farklı uygulamalar benimsediği göz önünde bulundurulduğunda, tek bir formülden söz etmek mümkün değildir. Önemli olan, davanın açıldığını en somut şekilde belgeleyebilecek yaklaşımın gösterilmesidir. Mümkünse birden fazla yöntemle (e-posta, kurumdan yazı talebi, fiziki gönderime ilişkin kayıt, alındı belgesi vs.) davanın açıldığını göstermeye çalışmak ihtiyatlı bir yaklaşım olacaktır.

III. Sonuç

İhtiyati tedbir kurumunun, tahkim yargılaması ile iç içe geçtiği durumlarda, tamamlayıcı işlem olarak esas davanın açılması yükümlülüğü özel bir önem kazanmaktadır. Tahkime elverişli uyuşmazlıklarda mahkemeler, bir yandan geçici hukuki koruma ihtiyacını karşılamaya devam ederken, diğer yandan esas uyuşmazlık bakımından tahkim yargılamasının üstün rolünü gözetmektedir. Bu denge, HMK ve MTK hükümlerinin birlikte ve uyumlu şekilde uygulanmasını gerektirmektedir.

Tamamlayıcı işlem olarak tahkim davasının süresinde ve usulüne uygun şekilde açılması, yalnızca tedbir kararının devamı bakımından değil, aynı zamanda tahkim yargılamasının etkinliği ve tedbir ile oluşturulan geçici durumun uyuşmazlığın esası hakkında yapılacak yargılama sonucu bir an önce nihai hale getirilmesi ile taraflar arasındaki menfaat dengesinin korunması açısından da kilit rol oynamaktadır. Bununla beraber uygulamada süre bakımından yukarıda bahsettiğimiz sorunların çözüme kavuşturulması, bu sürelerin hak düşürücü niteliği gözetildiğinde, hak kaybına sebebiyet vermemesi açısından önem taşımaktadır. Uygulamadaki belirsizlikler ve pratikte ortaya çıkan farklılıklardan ötürü, tamamlayıcı merasimin hem süre hem de davanın açıldığını tevsik bakımından mümkün olan ihtimallerin en karamsarı göz önüne alarak gerçekleştirilmesi faydalı olacaktır.

—–

[1] Hakan Pekcanıtez et al.  Pekcanıtez Usul – Medenî Usûl Hukuku, Cilt V, 16. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, 2025, (“Pekcanıtez Usul”), s. 4318.

[2] Id., s. 4319.

[3] Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Cilt II, Yetkin Yayınları, 2020, (“Medeni Usul El Kitabı”), s. 1263.

[4] İlhan E. Postacıoğlu, Sümer Altay, Medeni Usul Hukuku Dersleri, Güncelleştirilmiş, Genişletilmiş 8. Baskı, Vedat Kitapçılık, 2020, s. 962.

[5] Av. Dr. Tahsin Hatipoğlu, İhtiyati Tedbir Yargılaması, 1. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, 2025, (“İhtiyati Tedbir Yargılaması”), s. 630.

[6] Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 397 gerekçesi.

[7] İhtiyati Tedbir Yargılaması, s. 630.

[8] Pekcanıtez Usul, s. 4703.

[9] Her ne kadar istisnai olsa da en azından bir örnekte ihtiyati tedbiri tamamlayacak esasa ilişkin dava olarak bir yatırım tahkimi davasında vekil olarak yer almış bulunmaktayız. Dolayısıyla böyle bir seçeneğin varlığından somut olarak bahsetmemiz mümkündür.

[10] Örneğin 15.01.1995 tarihli 22172 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 02.05.1992 tarihli Türkiye Cumhuriyeti ile Türkmenistan Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması, madde 7.

[11] Örneğin Türkiye’de yerleşik bankalardan düzenlenmiş bir teminat mektubu hakkında tedbir kararı alınması.

[12] Ziya Akıncı, Milletlerarası Tahkim, Genişletilmiş ve Güncelleştirilmiş 6. Baskı, Vedat Kitapçılık, 2021, s. 238.

[13] Pekcanıtez Usul, s. 4407.

[14] Id.

[15] Medeni Usul El Kitabı, s. 1289.

[16] İhtiyati Tedbir Yargılaması, s. 631; İstanbul BAM 3. HD., E. 2022/205, 2022/244 K., 03.02.2022 tarihli kararı.

[17] İhtiyati Tedbir Yargılaması, s. 632; İstanbul BAM 12. HD, E. 2019/1448 K. 2019/1218, 03.10.2019 tarihli kararı.

Leave a Reply