Skip to main content

Giriş

İklim davaları, geçtiğimiz son 10 yılda özellikle yüksek emisyonlu operasyonları bulunan veya fosil yakıt sektöründe faaliyet gösteren şirketler başta olmak üzere[1] özel sektör için giderek daha önemli bir hal almıştır.[2] Dünya çapında belgelenmiş 3.000’den fazla iklim davasının yaklaşık %20’sinde şirketler davalı olarak gösterilmektedir.[3] Bu davalar “stratejik davalar” olarak adlandırılmaktadır çünkü davacılar yalnızca uğradıkları bireysel zararlar için tazminat talep etmekle ve kendi davalarında başarı elde etmekle kalmayıp aynı zamanda kamuoyundaki tartışmaları şekillendirmeyi ve kilit aktörleri yüksek emisyonlara sebep olan davranışlarını değiştirmeye zorlamayı amaçlamaktadırlar.[4]

Uluslararası ve bölgesel mahkemeler tarafından yakın zamanda verilen danışma görüşleri, özel aktörlerin sorumluluğuna daha fazla vurgu yapmakta ve devletlerin bu tür özel faaliyetleri yurt içinde azaltma yükümlülüklerinin altını çizmektedir.[5] Uluslararası Adalet Divanı, Devletlerin İklim Değişikliğine İlişkin Yükümlülükleri Danışma Görüşü’nde uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesinin devletlerin yurt içi emisyon azaltım önlemleri aracılığıyla “özen yükümlülüğü” göstermesini gerektirdiğini tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca bu özen yükümlülüğünün kamu otoriteleriyle sınırlı olmadığını, bir devletin yargı yetkisi içinde faaliyet gösteren özel sektör aktörlerinin davranışlarını da kapsadığını vurgulamıştır.[6] Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi, İklim Değişikliği Danışma Görüşü’nde “özen yükümlülüğünün, özellikle söz konusu faaliyetlerin çoğunlukla özel kişiler veya kuruluşlar tarafından yürütüldüğü durumlarda ilgili olduğunu” belirtmiştir.[7]

Devletler, uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerini yerine getirmek ve ulusal emisyonları azaltmak için özel sektör faaliyetlerini, özellikle de yüksek emisyonlu faaliyetleri düzenleyen ulusal önlemler almıştır. Özellikle Avrupa Birliği, bu düzenleyici faaliyette öncü rol oynamaktadır. Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD),[8] Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (ESRS)[9] ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD)[10] gibi araçlar aracılığıyla AB, özel kuruluşlara sürdürülebilirlikle ilgili yükümlülükler getirmektedir.

Bu düzenlemelerin kapsamı AB şirketleriyle sınırlı değildir. Aksine, AB dışına da uzanarak AB içinde ticari veya endüstriyel faaliyette bulunan veya AB hukukuna tabi kuruluşların faaliyet zincirine entegre olan AB dışı kuruluşları da hedeflemektedir. Sonuç olarak direktiflerdeki ciro eşiklerini karşılayan mal ve hizmetlerin üretimi veya geliştirilmesinde yer alan Türk şirketleri bu düzenlemelere uymak zorundadır. CSRD ve CSDDD’ye bazı değişiklikler getiren Omnibus 1 Direktifi’nin 26 Şubat 2026 tarihinde AB Resmi Gazetesi’nde yayınlanmasının ardından bu direktiflere uyum daha da karmaşık hale gelmiştir.[11]

Benzer şekilde, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), emisyonları belirlenen eşikleri aşan ithalatçılarına doğrudan mali yükümlülükler getirmektedir.[12] Mayıs 2023’te kabul edilen CBAM, AB ürünleri ile ithal ürünler arasındaki karbon maliyetlerini eşitlemek için tasarlanmış bir araçtır ve AB Emisyon Ticaret Sistemi’nin bir uzantısı olarak nitelendirilmektedir. 2024 yılında Türkiye’nin toplam ihracat hacminin %41’ini AB’ye yapılan ihracatın oluşturduğu göz önüne alındığında[13] hem doğrudan düzenlemeye tabi olan Türk şirketleri bakımından hem de AB şirketlerinin faaliyet zincirinin bir parçası olan Türk şirketleri bakımından AB hukukunun etkisi çok önemlidir.

Bu makale, Avrupa’daki iklim davası örneklerini ve bunların AB sürdürülebilirlik direktifleri çerçevesinde Türk şirketleri üzerindeki doğrudan etkilerini incelemektedir. İlk bölüm CSDDD ve CSRD’nin Omnibus 1 Direktifi ışığında bir analizini sunmakta ve bu araçların hukuki sorumluluğu nasıl genişlettiği ile nasıl yeni ispat riskleri yarattığına odaklanmaktadır. İkinci bölüm, ticari uyuşmazlıkları ve uluslararası ticaret hukuku ihtilaflarını tetikleme potansiyelini vurgulayarak SKDM’yi (CBAM) ele almaktadır. Son olarak makale, AB Taksonomisi ile Yeşil Beyanlar Direktifi’ni tetkik ederek artan yeşil boyama (greenwashing) davalarını ve bunların kurumsal hesap verebilirlik üzerindeki etkisini değerlendirmektedir. Bu düzenleyici gelişmeleri sentezleyen makale, Türk işletmelerinin bu yeni zorunlu uyum ve “yargılamaya hazır” risk yönetimi çağında yollarını bulmalarına yönelik stratejik tavsiyelerle sona ermektedir.

AB’de İklim Değişikliği Düzenlemeleri ve İklim Davaları Üzerinde Etkileri

Omnibus 1 Direktifi Sonrası CSDDD Kapsamında Hukuki Sorumluluk

Kapsam ve İçerik

CSDDD, özünde şirketlerin faaliyet zincirlerini yönetmelerini ve faaliyetlerinden kaynaklanan olumsuz çevresel ve insan hakları etkilerini tespit etmelerini, azaltmalarını ve gidermek için kapsamlı bir durum tespiti yapmalarını gerektirmektedir.[14] Bu yükümlülükler, şirketin doğrudan faaliyetlerinin ötesine geçerek faaliyet zincirinde yer alan iştiraklerini ve üçüncü kişi iş ortaklarını da kapsamaktadır. Omnibus 1 Direktifi ile revize edilen CSDDD’nin AB üye devletleri tarafından iç hukuklarına aktarılması için son tarih Temmuz 2028 olarak belirlenmiştir ve bu değişiklik, üye ülkelere ulusal mevzuatlarını uyumlaştırmak için ek süre tanımaktadır. Kapsam dahilindeki şirketler için ortaya çıkan uyum yükümlülükleri Temmuz 2029’da yürürlüğe girecektir.[15]

Omnibus 1 Direktifi ile revize edilen CSDDD, AB standartlarını küresel pazara etkili bir şekilde yansıtan çift katmanlı bir uygulanabilirlik çerçevesi aracılığıyla işler. Yönergenin doğrudan uygulanması yalnızca büyük AB ve AB dışı şirketleri hedef alırken Türk şirketleri de dahil olmak üzere çok daha geniş bir küresel şirketler grubu, CSDDD’ye tabi bir şirketin faaliyet zincirine katıldıkları anda dolaylı olarak bu yönergenin kapsamına girer. Bu yapı, CSDDD’nin sınır ötesi erişimini önemli ölçüde genişletir.

Kategori Eşikler
AB Şirketleri (CSDDD’nin Doğrudan Uygulaması)

 

·       5.000’den fazla çalışanı olan,

·       1,5 milyar Euro net global cirosu olan.[16]

AB Dışı Şirketler (CSDDD’nin Doğrudan Uygulaması)[17] ·       AB pazarlarında 1,5 milyar Euro net cirosu olan.[18]
Franchise verenler ve lisans verenler (AB ve AB dışı)

 

·       AB’de 275 milyon Euro’yu aşan net cirosu olan,

·       75 milyon Euro’nun üzerinde telif geliri olan.[19]

CSDDD’nin ciro eşiklerine ulaşmayan AB dışı şirketler (CSDDD’nin dolaylı uygulaması)[20] ·       CSDDD’ye tabi bir şirketin (AB veya AB dışı) faaliyet zincirine katılan şirketler bakımından söz konusudur.[21]

 

CSDDD’nin doğrudan uygulamasına tabi olacak bir Türk şirketi için temel yükümlülükler şu şekilde özetlenebilir:

  • CSDDD Madde 8 uyarınca, tam değer zincirini haritalandırması, faaliyet zincirindeki riskleri belirlemesi ve izlemesi gerekmektedir.[22]
  • Madde 8 kapsamında herhangi bir olumsuz etki tespit ettiğinde, (i) potansiyel olumsuz etkileri önlemeli, (ii) fiili olumsuz etkileri sona erdirmeli ve (iii) zarara neden olması veya zararın oluşmasına katkıda bulunması halinde telafi etmelidir.[23]
  • Omnibus 1, bu tür şirketler için şirketlerin yalnızca bağlantılı oldukları zararlardan, örneğin şirketin doğrudan müdahil olmadığı veya kontrolü altında olmayan dolaylı bir tedarikçinin neden olduğu zararlardan sorumlu olmadığını açıklığa kavuşturarak sorumluluğu daraltmaktadır. Bu, yasal sorumluluğun kapsamını sınırlasa da riskleri belirleme ve azaltma yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır.
  • Omnibus 1 kapsamında dolaylı tedarikçilerle proaktif bir ilişki kurulması zorunlu olmasa da kapsam dahilindeki bir Türk şirketinin doğrudan tedarikçilerinin kendi faaliyet zincirleri boyunca etkili özen yükümlülüğü uygulamalarını hayata geçirmelerini sağlamak adına dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket etmesi gerekmektedir.[24]
  • Şirket; işçiler, sendikalar, yerel topluluklar ve sivil toplum kuruluşları da dahil olmak üzere etkilenen tüm paydaşlar için erişilebilir, şeffaf ve çözüm odaklı bir şikâyet mekanizması kurmalı ve sürdürmelidir. Bu mekanizmalar, bireylerin şirketin faaliyetleri veya değer zinciriyle bağlantılı insan hakları ihlalleri ya da çevresel etkilerle ilgili endişelerini dile getirmelerine veya zararları bildirmelerine olanak tanımalıdır.[25]

Davalar Bakımından Etkileri

Omnibus 1 Direktifi’nin 4(20). maddesi, özellikle CSDDD’nin 29. maddesinin (1) ve (7). fıkralarını yürürlükten kaldırılmasıyla CSDDD tarafından daha önce tesis edilen hukuki sorumluluk çerçevesinde esaslı değişiklikler yapmaktadır.[26] Bu tür değişikliklerin belirsizlik yaratması, hem AB hem de AB dışı şirketler için dava riskini artırması muhtemeldir.

CSDDD’nin 29. maddesinin (1) numaralı fıkrasının kaldırılması, daha önce planlanan AB genelinde tek tip ve harmonize edilmiş hukuki sorumluluk rejimini ortadan kaldırmaktadır.[27]  Netice itibarıyla her bir üye devlet, CSDDD kaynaklı talepler için kendi ulusal hukuki sorumluluk rejimini ihdas etmekle yükümlüdür. Bu durum, işletme faaliyetlerinden kaynaklanan insan hakları ihlallerine ve çevresel zararlara karşı mağdurların korunmasının sağlanması ile mağdurlara tam tazminat imkânı sunulması gibi asgari gerekliliklerin karşılanması şartına bağlıdır.[28]

CSDDD’nin (1). fıkrasının yürürlükten kaldırılması, (7). fıkranın yürürlükten kaldırılması ile birlikte okunduğunda hukuki sorumluluk rejimindeki ayrışma daha da belirgin hale gelmektedir. Omnibus 1 Direktifi’nin 4(20). maddesi, üye devletlerin CSDDD’ye ilişkin iç hukuk düzenlemelerini doğrudan uygulanan kurallar olarak kabul etmesini gerektiren CSDDD’nin 29. maddesinin (7). fıkrasını yürürlükten kaldırmıştır.[29] Bu hüküm özellikle milletlerarası özel hukuk yargılamalarında uygulanacak hukukun bir üçüncü ülke hukuku olduğu durumlarda hukuki belirlilik açısından önemli bir güvence işlevi görmekteydi. Bu hükmün yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte AB mahkemeleri artık özellikle zararın üçüncü ülkelerde meydana geldiği hallerde CSDDD’nin üzerinde mutabık kalınmış standartları yerine AB dışı bir ülke hukukunu uygulamak zorunda kalabilecektir.

AB genelinde yeknesak bir sorumluluk standardının bulunmamasının bir sonucu olarak AB tedarik zincirlerine entegre olmuş Türk şirketleri, çok hukuklu bir yargılama tehdidiyle karşı karşıya kalacaktır. Omnibus 1, şirketleri yalnızca 27 ulusal sistemden oluşan değil, potansiyel olarak dünya çapında 200’den fazla uygulanabilir hukuki sorumluluk rejiminden oluşan ve kendi içlerindeki bölgesel farklılıklarla daha da karmaşık hale gelen çok hukuklu bir yamalı bohça ile karşı karşıya bırakmaktadır.[30] Avrupa’daki iklim değişikliği davalarındaki davacıların yalnızca Avrupa’da ikamet edenlerle sınırlı olmadığı, aksine, Endonezya’dan[31] Bonaire’e[32] kadar uzanan geniş bir coğrafyada kurumsal emisyonlardan etkilenen toplulukları giderek daha fazla kapsadığı göz önüne alındığında CSDDD, Türk şirketleri için sadece uyum yükümlülüklerini değil, aynı zamanda milletlerarası özel hukuk kapsamında sınır ötesi uyuşmazlık çözümüne ilişkin önemli bir meseleyi de temsil etmektedir.

Omnibus 1 Sonrası CSRD Kapsamında Sürdürülebilirlik Raporlaması

Kapsam ve İçerik

CSRD’nin kapsamı, Omnibus 1 Direktifi’nin kabul edilmesinin ardından önemli ölçüde değişmiştir. CSRD başlangıçta 250 çalışan, 50 milyon Euro net ciro ve 25 milyon Euro toplam varlık kriterlerinden en az ikisini karşılayan büyük teşebbüslere odaklanarak daha geniş bir şirket yelpazesini kapsayacak şekilde tasarlanmıştı.[33] Omnibus 1 Direktifi ise orta ölçekli kuruluşlar üzerindeki idari yükü en aza indirmek ve yüksek etkili aktörlere odaklanmak amacıyla bu eşikleri yükseltmiştir. Revize edilen çerçeve artık en az 1.000 çalışanı ve 450 milyon Euro geliri olan AB şirketlerini hedeflemektedir.[34] AB dışındaki ana şirketler de şayet AB sınırları içerisinde 450 milyon Euro’yu aşan net ciro elde ediyorlarsa ve AB’deki iştirakleri veya şubeleri 200 milyon Euro’yu aşan net ciro üretiyorsa kapsam dahiline alınmıştır.[35] CSRD’nin üye devletler tarafından iç hukuka aktarımı için son tarih Mart 2027 olarak belirlenmiştir. Fiilen, zorunlu raporlama süreci 1 Ocak 2027 tarihinde başlamaktadır.[36]

Avrupa Komisyonu, Omnibus 1 Direktifi’ni takiben revize edilmiş ESRS’yi 18 Eylül 2026 tarihine kadar resmileştirmeye hazırlanmaktadır. ESRS, emisyonları Kapsam 1, Kapsam 2 ve Kapsam 3 olarak sınıflandıran, uluslararası düzeyde tanınmış Dünya Kaynakları Enstitüsü Sera Gazı Protokolü’nü (GHG Protokolü) bünyesine dahil etmektedir.[37] CSRD Madde 29b(2)(a) uyarınca her üç kapsamdaki emisyonların raporlanması ve açıklanması zorunludur.[38]

Kapsam Tanım  Raporlama Yükümlülükleri
Kapsam 1 Bir şirketin mülkiyetinde veya operasyonel kontrolünde bulunan varlıklardan kaynaklanan doğrudan sera gazı emisyonlarını ifade eder.[39] (a) Metrik ton CO2eq cinsinden brüt Kapsam 1 sera gazı emisyonları ve

(b) Düzenlenmiş emisyon ticaret sistemlerinden kaynaklanan Kapsam 1 sera gazı emisyonlarının yüzdesi.[40]

Kapsam 2 Şirket tarafından kullanılan satın alınmış elektriğin üretiminden kaynaklanan emisyonları ifade eder.[41] (a) Metrik ton CO2eq cinsinden brüt lokasyon bazlı (location-based) Kapsam 2 sera gazı emisyonları ve

(b) Metrik ton CO2eq cinsinden brüt piyasa bazlı (market-based) Kapsam 2 sera gazı emisyonları.[42]

Kapsam 3 Şirketin daha geniş faaliyetlerinden kaynaklanan ancak üçüncü taraflarca yönetilen kaynaklarda meydana gelen diğer tüm dolaylı emisyonları kapsar.[43] Her bir önemli Kapsam 3 kategorisinden kaynaklanan metrik ton CO2eq cinsinden sera gazı emisyonları.[44]

 

Kapsam dahilindeki Türk şirketleri (AB içinde net cirosu 450 milyon Euro’yu aşan veya AB’de net cirosu 200 milyon Euro’yu aşan bir iştiraki veya şubesi bulunan şirketler), yalnızca teşebbüsün gelişimini, performansını ve durumunu anlamak için gerekli bilgileri değil, aynı zamanda faaliyetlerinin çevresel, sosyal ve çalışma hayatına ilişkin konular ile insan hakları ve yolsuzlukla mücadele çabalarını nasıl etkilediğini de raporlamakla yükümlüdür. Bu çerçeve, bir “çifte önemlilik” raporlama yükümlülüğünü getirmektedir: Şirketler, hem toplum ve çevre üzerindeki dışsal etkilerini hem de sürdürülebilirlik faktörlerinin şirketin çabaları ve kendi mali sağlığı üzerindeki içsel etkilerini açıklamak zorundadır.[45]

CSRD’nin kendisi ihlal durumunda doğrudan para cezaları veya başkaca müeyyideler öngörmese de üye devletler ulusal hükümlerinde “etkili, orantılı ve caydırıcı” yaptırımlar öngörmekle yükümlüdür.[46] Ayrıca, üye devletler kurumsal yaptırımlar için bir üst sınır belirlemekle yükümlüdür ve bu sınır, şirketin toplam küresel gelirinin %3’ü ile sınırlandırılmıştır.[47]

Davalar Bakımından Etkisi

Raporlama yükümlülüklerine uyulmaması durumunda uygulanan cezaların yanı sıra sürdürülebilirlik raporlaması, raporlamanın kendisiyle bağlantılı olarak yargılama süreci üzerinde de önemli etkiler taşımaktadır. Güncel içtihatlar şirketlerin kendi açıklamalarının, özellikle de Kapsam 3 emisyonlarının mahkemelerin özen yükümlülüğü, atıf ve nedensellik değerlendirmelerini nasıl şekillendirdiğini göstermektedir.

Kapsam 3 Emisyonları ve Genişletilmiş Kurumsal Sorumluluk:

Kapsam 3 emisyonlarının ilgili olduğu ölçüde raporlama yükümlülüklerine dahil edilmesi, mahkemelerin büyük emisyon üreticilerini nitelendirme biçimini önemli ölçüde değiştirmektedir.

Milieudefensie ve diğerleri – Royal Dutch Shell plc yargılamasının 2024 yılında verilen istinaf kararında Lahey İstinaf Mahkemesi, küresel Kapsam 3 emisyonlarının hem bir şirketin özen yükümlülüğünün değerlendirilmesi açısından ilgili olduğuna hem de mahkemenin yargı yetkisi dahilinde kaldığına hükmetmiştir.[48] Shell’in GHG Protokolü’ne dayalı kendi raporlamasına göre raporlanan toplam emisyonlarının %95’i Kapsam 3 olarak sınıflandırılmıştır.[49]

Mahkeme, Kapsam 3 emisyonlarını azaltma açısından kurumsal yükümlülüklerin varlığını kabul ederek bu aktörlerin kendi sektörlerinin sistemik çevresel etkilerini hafifletmek için gerekli karar alma yetkisine sahip olduklarını kabul etmiş ve son kullanıcı emisyonlarının sorumluluk yükünü fiilen büyük şirketlere geri yüklemiştir.

Benzer bir yaklaşım, Zug Kantonal Mahkemesinin Asmania ve diğerleri – Holcim yargılamasında verdiği 2025 tarihli kabul edilebilirlik kararında yankı bulmuştur. Davalı Holcim’in hukuken kendisinden bağımsız birer tüzel kişi olan iştiraklerinin ürettiği emisyonlardan sorumlu tutulmaması gerektiği yönündeki argümanına yanıt olarak Mahkeme, Holcim’i “tüm grup için bağlayıcı bir şekilde iklim stratejisini belirlediği” gerekçesiyle sorumlu bulmuştur.[50]

İklim Davalarında Sürdürülebilirlik Raporlarının Kanıt Olarak Kullanılması:

Şirketlerin sürdürülebilirlik raporları, özellikle atfedilebilirlik ve nedensellik bağının değerlendirilmesi noktasında yaygın bir şekilde delil olarak kullanılmaktadır.

Milieudefensie ve diğerleri – Royal Dutch Shell plc yargılamasının istinaf kararında Lahey İstinaf Mahkemesi, Shell’in sürdürülebilirlik raporlarına, strateji belgelerine, girişimlerine, satış beyanlarına ve üretim öngörülerine delil olarak dayanmıştır.[51]

Benzer şekilde, Zug Kantonal Mahkemesinin Asmania ve diğerleri – Holcim davasında verdiği kabul edilebilirlik kararında Mahkeme, şirketin kendi raporlarını “bağlayıcı delil” olarak değerlendirerek şirketin belirli hukuki savunmalarını ileri sürme imkânını sınırlamıştır. Mahkeme ayrıca, Holcim’in yıllık raporlarında GHG Protokolü’nün Kapsam 1, Kapsam 2 ve Kapsam 3 tanımlarını kullanması ve yüzde bazlı azaltım hedefleri belirlemesi nedeniyle bu terimlerin belirsiz olduğunu iddia edemeyeceğine dikkat çekmiştir.[52]

Buna ek olarak Mahkeme, Holcim’in davacıların tedbir talebine konu olan tedbirin yeterince spesifik olmadığı için uygulanamaz olduğu yönündeki argümanına cevaben Holcim’in emisyon verilerinin üçüncü taraflarca doğrulanmış olması sebebiyle bu verilerin yasal icrası için güvenilir bir maddi temel olduğunu belirtmiştir.[53] Diğer bir deyişle, bu veriler uyumluluğun değerlendirilmesi için kullanılabilir durumdadır. Sonuç olarak şirketin kendi doğrulanmış açıklamaları tartışmasız kanıt işlevi görerek Holcim’in mahkeme tarafından emredilen denetimin teknik uygulanabilirliğine itiraz etme imkânını ortadan kaldırmıştır.[54]

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması

Kapsam ve İçerik

AB Emisyon Ticaret Sistemi’nin (AB ETS) bir uzantısı olarak AB, karbon sızıntısını sınırlamak için önlemler almıştır. “Karbon sızıntısı”, “sıkı iklim politikaları nedeniyle şirketlerin üretimlerini emisyon kısıtlamalarının daha zayıf olduğu ülkelere kaydırmaları sonucu bir ülkeden diğerine CO2 emisyonlarının transferi” anlamına gelen bir terimdir.[55]

Kısaca özetlemek gerekirse, 2023 yılında (geçiş fazı) yürürlüğe giren 2023/956 sayılı Tüzük, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) uyarınca AB’ye giren karbon yoğun mallar, AB ETS’de oluşan karbon fiyatına eşdeğer bir maliyet yansıtılarak fiyatlandırılacaktır.[56] AB’ye doğrudan veya dolaylı gümrük temsilcileri aracılığıyla 50 tondan fazla CBAM kapsamındaki malı ithal eden kuruluşların “yetkilendirilmiş CBAM beyan sahibi” statüsünü almaları gerekmektedir. Bu beyan sahipleri, değeri AB ETS fiyatlarına endeksli olan sertifikaları yerleşik oldukları ülkedeki ilgili ulusal makamlardan satın almakla yükümlüdür.[57] CBAM’ın kesin uygulama dönemi 1 Ocak 2026 tarihinde başlamış olup, ilk CBAM sertifika fiyatı 7 Nisan 2026 tarihinde yayımlanacaktır.[58]

CBAM; demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen sektörlerindeki belirli ürünlere uygulanmaktadır.[59]

CBAM sektörlerinde faaliyet gösteren Türk ihracatçılar için kilit hüküm, Tüzük’ün 9. maddesidir. Bu madde, yetkili beyan sahiplerinin menşe ülkede fiilen ödenmiş olan herhangi bir karbon fiyatını mahsup ederek teslim etmeleri gereken CBAM sertifikası sayısını azaltmalarına imkân tanımaktadır. Bu indirimden yararlanabilmek için beyan sahibinin, ödenen fiyata ilişkin ayrıntılı kayıtlar tutması ve bunun “etkili bir ödeme” olduğunu kanıtlaması gerekmektedir.[60] Türk ihracatçıları, Türk İklim Kanunu ile kurulan Emisyon Ticaret Sistemi yürürlüğe girdiğinde bu mekanizmadan yararlanabileceklerdir.[61]

Davalar Bakımından Etkisi

CBAM, AB dışı ihracatçılar için önemli dava riskleri doğurmaktadır. Bu dava riskleri, temelde farklı ulusal emisyon ticaret sistemlerinde mevcut olan farklı karbon fiyatlandırma mekanizmalarından kaynaklanmaktadır.

Riskin özünde “mutlak üst sınır” (absolute cap) ve “yoğunluk bazlı üst sınır” (intensity-based cap) modelleri arasındaki temel farklılıklar yatmaktadır.[62] Yeni oluşturulan emisyon ticaret sistemleri giderek artan bir oranda yoğunluk bazlı üst sınır modeline dayanırken [63] AB, mutlak üst sınır modelini uygulamaktadır: Bu model, ekonomik büyümeden bağımsız olarak yıllık bazda azalan sabit bir toplam emisyon limiti belirleyerek öngörülebilir bir çevresel sonuç sağlar ancak katı bir fiyat tabanı oluşturur.[64] Buna karşılık, Türk İklim Kanunu büyük ölçüde toplam tahsisat havuzunun fiili üretim çıktısına veya enerji verimliliği kriterlerine göre sonradan ayarlandığı bir yoğunluk bazlı üst sınır modelini benimsemektedir.[65] Aşağıda açıklanacak olan dava riskleri, tam anlamıyla “iklim davaları” tanımına dahil olmasa da kurumsal emisyonlardan kaynaklanan uyuşmazlıklardır ve bu nedenle bu çalışmanın kapsamına girmektedir.

Ticari Uyuşmazlıklar

AB Komisyonu, mutlak üst sınır ve yoğunluk bazlı üst sınır modelleri arasındaki tutarsızlık nedeniyle Türkiye’deki piyasa fiyatının AB tarafından öngörülen marjinal emisyon azaltım maliyetini yansıtmaması durumunda, Türkiye’deki karbon ödemelerinin mahsup edilmesini kısmen reddetmek yönünde takdir yetkisini kullanabilir. Ortaya çıkan bu mali yük, söz konusu yükün kimin tarafından üstlenileceği sorusunu gündeme getirebilir ve AB’li ithalatçılar ile Türk ihracatçılar arasında malların CBAM uyumluluğu hususunda mücbir sebep, aşırı ifa güçlüğü veya garanti borcuna aykırılık iddialarına yol açabilir.

Uluslararası Ticaret Hukuku ve Yatırım Tahkimi

Yerel karbon maliyetleri için tam mahsup tanınmaması, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması’nın (GATT), özellikle ulusal muamele (national treatment) ve en çok kayrılan ülke (most-favored-nation) ilkelerinin ihlali olarak yorumlanabilir. Ayrıca, zarar gören kuruluşlar, CBAM metodolojilerinin ayrımcı bir şekilde uygulanmasının aynı karbon birimi üzerinden çifte vergilendirme yaratarak dolaylı kamulaştırma teşkil ettiğini veya adil ve hakkaniyete uygun muamele sağlama yükümlülüğünün ihlali olduğunu ileri sürerek ikili yatırım anlaşmaları kapsamında hukuki yollara başvurabilirler.

AB Taksonomisi ve Yeşil Beyanlar Direktifi

Kapsam ve İçerik

2020/852/EU sayılı AB Taksonomi Tüzüğü,[66] bir yatırımın hangi ölçüde çevresel açıdan sürdürülebilir olarak nitelendirilebileceğini belirlemek amacıyla harmonize edilmiş, bilimsel temelli bir sınıflandırma sistemi oluşturmaktadır.[67] Bu Tüzük, finansal piyasa katılımcılarına veya çevresel açıdan sürdürülebilir olarak pazarlanan finansal ürünlerin ya da kurumsal tahvillerin ihraççılarına yükümlülükler getiren AB düzeyindeki veya üye devletler düzeyindeki önlemlere uygulanır.[68] Ayrıca, AB içinde finansal ürün sunan kuruluşları doğrudan düzenlemekte ve en önemlisi, CSRD kapsamında finansal olmayan tablo yayımlamakla yükümlü olan tüm şirketleri kapsamaktadır.[69] Taksonomi Tüzüğü öncelikle finansal piyasa katılımcılarını hedeflese de[70] Türk şirketleri üzerindeki etkisi sürdürülebilir finansmana erişim bakımından kendini göstermektedir. AB merkezli bankalar ve yatırım fonları, portföylerini Taksonomi kriterleriyle uyumlu hale getirmeleri gerektiğinden AB dışındaki kredi borçlularından ve yatırım yapılan şirketlerden giderek daha fazla uyum talep etmektedirler.

Bir faaliyetin “taksonomiye uygun” olarak nitelendirilebilmesi için bazı şartlar bulunmaktadır: (i) altı çevresel hedeften en az birine önemli ölçüde katkıda bulunması, (ii) diğer hedeflerin hiçbirine önemli zarar vermemesi ve (iii) asgari sosyal güvencelere uyması gerekir.[71] Altı çevresel hedef aşağıda listelenmiştir:

  1. iklim değişikliğinin zararlarının azaltılması,
  2. iklim değişikliğine adaptasyon,
  • su ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korunması,
  1. döngüsel ekonomiye geçiş,
  2. kirliliğin önlenmesi ve kontrolü ve
  3. biyoçeşitliliğin ve ekosistemlerin korunması ve restorasyonu.[72]

Avrupa Komisyonu, Mart 2023’te Taksonomi Tüzüğü’nü tamamlayıcı mahiyette olan Yeşil Beyanlar Direktifi teklifini kabul etmiş ve yasama sürecini başlatmıştır.[73] Bu tasarı, kurumsal çevresel iletişimi düzenlemeyi amaçlamaktadır. Bu Direktif, şirketlerin çevresel beyanlarını güvenilir ve bağımsız kanıtlarla doğrulamalarını zorunlu kılarak greenwashing faaliyetlerini hedef almaktadır. Kabul edilmesi halinde bir şirketin işletmeden tüketiciye yönelik iletişiminde gönüllü olarak sunduğu her türlü çevresel beyan, akredite bir üçüncü tarafça doğrulanmak ve yaşam döngüsü değerlendirme (lifecycle assessment) metodolojisine dayanmak zorunda kalacaktır.[74] Bununla birlikte, Avrupa Komisyonunun tasarıyı geri çekme niyetini açıklaması ve Haziran 2025 itibarıyla yasama sürecini durdurması nedeniyle bu direktifin yasal geleceği belirsizliğini korumaktadır.[75]

Davalar Bakımından Etkisi

Artan Greenwashing Davaları

Yeşil Beyanlar Direktifi tasarısı henüz yasalaşmamış ve hatta geri çekilmiş olsa bile greenwashing davaları Avrupa’da artmaya devam edecektir. Gerçekten de bu davaların geçmişine baktığımızda çoğunda davacıların şirketlere karşı başarılı olduğu ve başarı oranının %81 olduğu bildirilmektedir.[76] Bu davalar, esas olarak müşteri koruma yasaları kapsamında açılmış olsa bile bu eğilim AB mahkemelerinin yeşil beyanları doğrulamak için daha zorlu standartlar uygulamaya yönelik yargısal eğilimini ortaya koymaktadır.

Emsal Karar: Greenpeace France ve Diğerleri – TotalEnergies

Avrupa’daki greenwashing yargılamalarında dönüm noktası niteliğinde bir emsal, 2022 yılında Paris Hukuk Mahkemesinin 34. Dairesi nezdinde başlatılan Greenpeace France ve Diğerleri – TotalEnergies SE ve TotalEnergies Electricité et Gaz France davası ile tesis edilmiştir.[77] Bu davada davacılar, şirketin “2050 yılına kadar karbon nötr olma hedefi”ne ve kendisini “enerji dönüşümünde ana aktör” olarak konumlandıran yeniden markalaşma kampanyasına karşı çıkmak için Fransız Tüketici Kanunu’na ve Çevre Kanunu’na dayanmışlardır.[78]

Mahkemenin gerekçesi, TotalEnergies’in kamuoyuna sunduğu “net-sıfır” anlatısı ile eş zamanlı olarak fosil yakıt projelerini genişletmesi arasındaki maddi tutarsızlığa odaklanmış ve şirketin tüketicilerin ekonomik davranışlarını yanılttığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, bu sonuca varırken temel olarak Fransa ve Avrupa Birliği’nde uygulanmakta olan tüketiciyi koruma yasalarına dayanmıştır. Karar verildiği sırada Yeşil Beyanlar Direktifi henüz uygulanabilir olmasa da Mahkeme, Fransa ve AB’deki tüketiciyi koruma yasalarını esas almıştır. Ayrıca, 2024/825 sayılı Tüketicilerin Güçlendirilmesi Direktifi’ni de dikkate almıştır.[79] 2024/825 sayılı Direktif karar tarihinde henüz yürürlükte olmamasına rağmen Mahkeme, bu müstakbel Direktif’i mevcut hukukun uygulanması ve yorumlanmasında bir hukuki kriter olarak değerlendirmiştir.

Yeşil Beyanlara Karşı Haksız Rekabet Hukuku:

Greenwashing iddialarında davacıların kullandığı bir diğer strateji, tüketiciyi koruma yasalarından ziyade haksız rekabeti düzenleyen yasalara dayanmaktır. 2022 yılında Frankfurt am Main Yüksek Bölge Mahkemesi’nin deterjanlarla ilgili iklim nötr iddialarına ilişkin kararında Mahkeme, bir ürünün veya şirketin “iklim nötr” olarak etiketlenmesinin tüketici davranışını önemli ölçüde etkilediğini tespit etmiştir.[80] Mahkeme, “iklim nötr” teriminin tüketiciler tarafından dengelenmiş bir bilanço olarak anlaşılacağını ve bu dengeye emisyon azaltımı ile denkleştirme önlemleri yoluyla ulaşıldığının varsayılacağını belirtmiştir.[81]

Kararın merkezi bir yönü de Kapsam 3 emisyonlarının ele alınmasıyla ilgilidir.[82] Mahkeme, tüketicilerin doğal olarak tüm önemli kirlilik unsurlarının hesaba katıldığını varsaydığını tespit etmiştir.[83] Bu davada şirketin Kapsam 3 emisyonlarını görmezden gelmesi ve bu eksiklik konusunda kamuoyunu uyarmaması nedeniyle Mahkeme, söz konusu reklamın yanıltıcı ve hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.[84]

Taksonomi Tüzüğü Kapsamında Devam Eden Dava Riskleri:

Taksonomi Yönetmeliği, neyin gerçekten “yeşil” ve “sürdürülebilir” olduğuna ilişkin bilimsel ve teknik kriterleri daha net bir şekilde ortaya koymasıyla birlikte şirketler için dava riskleri sadece tüketicilere yönelik iletişimlerinde değil, aynı zamanda bu beyanların temelini oluşturan ekonomik faaliyetleri bakımından da devam edecektir.

Sonuç

AB mevzuatı, gönüllülük esasına dayalı sürdürülebilirlik hedeflerinden, zorunlu ve icra edilebilir yasal yükümlülüklerden oluşan karmaşık ve kapsamlı bir rejime evrilerek köklü bir dönüşüm geçirmiştir. Omnibus 1 Direktifi’nin 2026’nın başlarında yürürlüğe girmesi ve CBAM’ın kesin olarak uygulanmaya başlanması, Türk şirketleri için de iklim değişikliğinin kurumsal sosyal sorumluluk alanından çıkarak yüksek riskli yargılama süreçlerinin bir parçası haline geldiğini resmen teyit etmektedir.

Bu riskleri hafifletmek amacıyla kuruluşlar, salt raporlama yapmanın ötesine geçerek doğru değer zinciri haritalandırmasını, güvenilir karbon ayak izi verilerini ve AB sürdürülebilirlik hukukunun doğasında var olan milletlerarası özel hukuk yansımalarını tam olarak kavrayan, güçlü bir duruş sergilemelidir.

Nihayetinde Türk işletmelerinin AB pazarındaki rekabet güçlerini koruma becerisi, bu düzenlemelere uyum sağlama ve kaçınılmaz iklim değişikliği davalarını önceden öngörerek proaktif hareket etme kapasitelerine bağlı olacaktır.

[1] London School of Economics Grantham Research Institute on Climate Change and the Environment, “Global trends in climate change litigation: 2025 snapshot”, 25 Haziran 2025, https://www.lse.ac.uk/granthaminstitute/publication/global-trends-in-climate-change-litigation-2025-snapshot/, erişim 6 Mart 2026; British Institute of International and Comparative Law, “Corporate Climate Litigation: Lessons Learned, Comparative Perspectives and Future Pathways”, 11 Mayıs 2023, https://www.biicl.org/documents/165_corporate_climate_litigation-_lessons_learned_comparative_perspectives_and_future_pathways.pdf, erişim 7 Mart 2026.

[2] Earth.org, “Climate Litigation No Longer a ‘Niche Concern’, 226 New Cases Filed in 2024: Report”, Earth.org, 30 Haziran 2025, https://earth.org/climate-litigation-no-longer-a-niche-concern-as-impacts-become-increasingly-visible-report-says/ (“Earth.org Raporu”), erişim 6 Mart 2026.

[3] World Economic Forum, “Climate litigation is evolving and businesses should take notice”, World Economic Forum, 13 Ocak 2026, https://www.weforum.org/stories/2026/01/climate-litigation-business-risk/, erişim 10 Mart 2026.

[4] Earth.org Raporu.

[5] Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi Bağlamında Devletlerin İklim Değişikliğine İlişkin Sorumluluk ve Yükümlülükleri, Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi (“ITLOS Danışma Görüşü”), 21 Mayıs 2024 tarihli Danışma Görüşü; İklim Krizi ve İnsan Hakları, Amerikalar Arası İnsan Hakları Mahkemesi, OC-32/24 sayılı ve 9 Ocak 2025 tarihli Danışma Görüşü; Devletlerin İklim Değişikliğine İlişkin Yükümlülükleri, Uluslararası Adalet Divanı (“İklim Değişikliği Danışma Görüşü”), 23 Temmuz 2025 tarihli Danışma Görüşü.

[6] İklim Değişikliği Danışma Görüşü, para. 250-252.

[7] ITLOS Danışma Görüşü, para. 236.

[8] Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlaması Bakımından (AB) 537/2014 Sayılı Tüzük, 2004/109/AT Sayılı Direktif, 2006/43/AT Sayılı Direktif ve 2013/34/AB Sayılı Direktif’i Değiştiren 14 Aralık 2022 Tarihli ve (AB) 2022/2464 Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifi (“CSRD”).

[9] Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları Bakımından Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin 2013/34/AB Sayılı Direktifi’ni Tamamlayan 31 Temmuz 2023 Tarihli ve (AB) 2023/2772 Sayılı Komisyon Yetki Devrine Dayanan Tüzüğü (“ESRS”).

[10] Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Hakkında (AB) 2019/1937 Sayılı Direktif ile (AB) 2023/2859 Sayılı Tüzük’ü Değiştiren 13 Haziran 2024 Tarihli ve (AB) 2024/1760 Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifi (“CSDDD”).

[11] Belirli Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Gereklilikleri ve Belirli Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Gereklilikleri Bakımından 2006/43/AT Sayılı Direktif, 2013/34/AB Sayılı Direktif, (AB) 2022/2464 Sayılı Direktif ve (AB) 2024/1760 Sayılı Direktif’i Değiştiren 24 Şubat 2026 Tarihli ve (AB) 2026/470 Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifi (“Omnibus 1 Direktifi”).

[12] Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı, “AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması”, Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı, https://ticaret.gov.tr/dis-iliskiler/yesil-mutabakat/ab-sinirda-karbon-duzenleme-mekanizmasi (“CBAM Hakkında Ticaret Bakanlığı”) , erişim 7 Mart 2026.

[13] Esra Hamamcıoğlu ve Argun Karamanlıoğlu, “İklim Değişikliği ve Ortaklıklar Hukuku Kesişiminde CSDD Yönergesine İlişkin Bazı Tespitler”, İklim Hukuku içinde, Prof. Dr. Başak Baysal vd. (ed.), 1. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2025.

[14] CSDDD Madde 3(b), (c) ve (d) uyarınca, “olumsuz çevresel etkiler”, özellikle Direktif’in Ek 1 Bölüm 1 Nokta 15 ve 16’sına atıfla tanımlanmıştır. Bunlar, diğerlerinin yanı sıra, gıdanın korunması ve üretimi için doğal temeli bozan veya bir kişinin güvenli içme suyuna erişimini engelleyen toprak değişimi, su veya hava kirliliği veya zararlı emisyonlar gibi ölçülebilir herhangi bir çevresel bozulmaya yol açma yasağının ihlallerini içerir.

[15] ClientEarth, “Omnibus Sonrası Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü: CSDDD için Hukuki Sonuçlar”, ClientEarth, Şubat 2026, https://www.clientearth.org/media/rpfkpapv/client-earth-legal-analysis_v3.pdf (“ClientEarth Raporu”), erişim 7 Mart 2026, s. 2.

[16] ClientEarth Raporu, s. 5.

[17] The Danish Institute for Human Rights, “The Corporate Sustainability Due Diligence Directive for non-EU stakeholders: Businesses”, https://www.humanrights.dk/files/media/document/CSDDD-for-non-EU-stakeholders_Businesses_EN-a.pdf (“DIHR Raporu”), erişim 7 Mart 2026, s. 1, 4.

[18] Id.

[19] ClientEarth Raporu, s. 5.

[20] DIHR Raporu, s. 4.

[21] Id.

[22] CSDDD, m. 8.

[23] CSDDD, m. 10, 11, 12.

[24] Omnibus 1 Direktifi, önsöz, para. 44.

[25] CSDDD, m. 14.

[26] Omnibus 1 Direktifi, m. 4(20).

[27] Id.

[28] Omnibus 1 Direktifi, madde 4(20), önsöz paragraf 49.

[29] CSDDD, madde 29(7).

[30] Geert Van Calster, “Legal opinion: how the Omnibus creates uncertainty on civil liability for companies”, Business and Human Rights Centre (“Van Calster Hukuki Görüşü”), 2025, s. 1, 5.

[31] Asmania et al. v. Holcim, Zug Cantonal Court (“Asmania v. Holcim”), 17 Aralık 2025 tarihli Ara Karar, gayriresmî İngilizce tercüme https://callforclimatejustice.org/wp-content/uploads/Asmania-et-al-vs-Holcim_Decision-Cantonal-Court-Zug_17.12.2025_ENG.pdf, erişim 11 Mart 2026.

[32] Greenpeace Netherlands and 8 citizens of Bonaire v. The Netherlands (“Greenpeace v. Hollanda”), 28 Ocak 2026 tarihli İlk Derece Mahkemesi Kararı, gayriresmî İngilizce tercüme https://www.climatecasechart.com/document/greenpeace-netherlands-and-8-citizens-of-bonaire-v-the-netherlands_8731, erişim 11 Mart 2026.

[33] CSRD, m. 1(3).

[34] Omnibus 1 Direktifi, m. 2(1)(a).

[35] Omnibus 1 Direktifi, m. 2(2).

[36] Omnibus 1 Direktifi, m. 30-31.

[37] World Resources Institute, “Greenhouse Gas Protocol, A Corporate Accounting and Reporting Standard (Revised Edition)”, World Resources Institute, https://ghgprotocol.org/sites/default/files/standards/ghg-protocol-revised.pdf (“GHG Protokolü”), erişim 11 Mart 2026.

[38] CSRD, m. 29b(2)(a).

[39] GHG Protokolü, s. 25.

[40] European Financial Reporting Advisory Group, “European Sustainability Reporting Standards E1 Climate Change”, European Financial Reporting Advisory Group, https://www.efrag.org/sites/default/files/media/document/2024-08/ESRS%20E1%20Delegated-act-2023-5303-annex-1_en.pdf (“ESRS E1”), erişim 11 Mart 2026, para. 44, 45, 48.

[41] GHG Protokolü, s. 25.

[42] Id.

[43] GHG Protokolü, s. 25.

[44] Id., paragraf 44, 51.

[45] CSRD, önsöz, para. 29.

[46] Belirli Şirket Türlerinin Yıllık Finansal Tabloları, Konsolide Finansal Tabloları ve İlgili Raporları Hakkında Olan, Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin 2006/43/AT Sayılı Direktifi’ni Değiştiren ve Konsey’in 78/660/AET ile 83/349/AET Sayılı Direktiflerini Yürürlükten Kaldıran 26 Haziran 2013 Tarihli ve 2013/34/AB Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifi, m. 51; Omnibus 1 Direktifi, önsöz, para. 48.

[47] Omnibus 1 Direktifi, önsöz paragraf 48.

[48] Phillip Paiement, “Towards a Bundle of Duties, Shell v. Milieudefensie Confirms Major Developments in Climate Change Liability”, Verfassungsblog, 15 Kasım 2024, https://verfassungsblog.de/shell-milieudefensie-climate-obligations/, erişim 11 Mart 2025.

[49]Milieudefensie et al. v. Royal Dutch Shell plc., The Hague Court of Appeal (“Milieudefensie v. Shell”), Kasım 2024 tarihli İstinaf Mahkemesi Kararı, gayriresmî İngilizce tercüme https://www.climatecasechart.com/documents/milieudefensie-et-al-v-royal-dutch-shell-plc-judgment_7bfb, erişim 11 Mart 2026, para. 3.24.

[50] Asmania v. Holcim, para. 6.5.2.

[51] Id., para. 3.24-3.54.

[52] Id., para. 6.5.1.

[53] Id., para. 6.3.

[54] Id., para. 6.5.1.

[55] Avrupa Komisyonu Enerji, İklim Değişikliği, Çevre, “Carbon Leakage”, https://climate.ec.europa.eu/eu-action/carbon-markets/eu-emissions-trading-system-eu-ets/free-allocation/carbon-leakage_en, erişim 11 Mart 2026.

[56] Avrupa Komisyonu Vergilendirme ve Gümrük Birliği, “Carbon Border Adjustment Mechanism”, https://taxation-customs.ec.europa.eu/carbon-border-adjustment-mechanism_en, erişim 11 Mart 2026.

[57] Id.

[58] Id.

[59] CBAM Hakkında Ticaret Bakanlığı.

[60] Sınırda karbon düzenleme mekanizması kuran 10 Mayıs 2023 tarihli Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin (AB) 2023/956 sayılı Tüzüğü, m. 9.

[61] 9 Temmuz 2025 tarihli 7552 sayılı Türk İklim Kanunu.

[62] Angela Sun, “East Meets West, Linking the China’s and EU ETS’s”, Kleinman Center for Energy Policy, Haziran 2022, https://kleinmanenergy.upenn.edu/wp-content/uploads/2022/06/KCEP-Digest46-East-Meets-West.pdf (“Çin ve AB ETS”), erişim 11 Mart 2026, s. 5.; OECD, “Effective Carbon Rates 2025: Recent Trends in Taxes on Energy Use and Carbon Pricing”, OECD Karbon Fiyatlandırması ve Enerji Vergilendirmesi Serisi, https://www.oecd.org/content/dam/oecd/en/publications/reports/2025/11/effective-carbon-rates-2025_a578dc11/a5a5d71f-en.pdf, erişim 11 Mart 2026, s. 53.

[63] Id.

[64] Çin ve AB ETS, s. 4.

[65] International Carbon Action Partnership, “Turkish Emission Trading System”, https://icapcarbonaction.com/en/ets/turkish-emission-trading-system, erişim 11 Mart 2026.

[66] Sürdürülebilir Yatırımı Kolaylaştıracak Bir Çerçeve Oluşturulması Hakkında Olan ve (AB) 2019/2088 Sayılı Tüzüğü Değiştiren 18 Haziran 2020 Tarihli ve (AB) 2020/852 Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Tüzüğü (“Taksonomi Tüzüğü”).

[67] Id., önsöz para. 6.

[68] Id., m. 1.

[69] Id.

[70] Id., önsöz para. 10-11, 13.

[71] Id., m. 18.

[72] Id., önsöz para. 23, m. 9.

[73] Tappr, “EU Green Claims Directive: Latest Guide”, 1 Temmuz 2025, https://www.usetappr.com/regulation/green-claims-directive#:~:text=Latest%20Update:%20Green%20Claims%20Directive,before%20this%20pause%20was%20announced, erişim 11 Mart 2026.

[74] Id.

[75] Id.

[76] Nicolas J.S. Lockhart, Michele Tagliaferri, Anna-Shari Melin, Eva von Mühlenen, “Heightened Scrutiny of Green Claims in the European Union and Switzerland”, Sidley LLP, 3 Nisan 2025, https://www.sidley.com/en/insights/publications/2025/03/heightened-scrutiny-of-green-claims-in-the-european-union-and-switzerland, erişim 11 Mart 2026.

[77] Greenpeace France and Others v. TotalEnergies SE and TotalEnergies Electricité et Gaz France, Paris Judicial Tribunal 34th Chamber, (“Greenpeace v. TotalEnergies”), 23 Ekim 2025 tarihli Mahkeme Kararı.

[78] Id., para. 5, 8.

[79] Id., para. 46-48.

[80] Higher Regional Court of Frankfurt am Main’s decision on climate neutral claims regarding detergents, Regional Court of Frankfurt am Main, 2022 tarihli Mahkeme Kararı, gayriresmî İngilizce özet https://www.climatecasechart.com/document/higher-regional-court-of-frankfurt-am-mains-decision-on-climate-neutral-claims-regarding-detergents_5803, erişim 11 Mart 2026.

[81] Id.

[82] Id.

[83] Id.

[84] Id.

Leave a Reply