I. Giriş
Milletlerarası tahkimin etkinliği nihayetinde tek bir kritik unsura bağlıdır: davayı kazanan tarafın hakem kararını tenfiz edebilmesi. Uyuşmazlığın ne kadar karmaşık olduğu, hakem heyetinin ne derece uzman olduğu veya tahkim yargılamasının hangi usulle yürütüldüğü önemli değildir; bir hakem kararı, nihayetinde ulusal mahkemeler tarafından tanınmadığı ve tenfiz edilmediği sürece uygulamada sınırlı bir değere sahiptir.
Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkındaki New York Sözleşmesi (“New York Sözleşmesi”), bu ihtiyaca cevap vermek amacıyla hazırlanmıştır. Yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin yeknesak bir çerçeve oluşturan New York Sözleşmesi, kesin ve bağlayıcı hakem kararlarının asgari düzeyde yargısal müdahaleye tabi olarak farklı hukuk sistemlerinde uygulanmasını sağlamayı amaçlamaktadır.[1] Bu doğrultuda, tenfizin reddedilebileceği hâller bilinçli olarak sınırlı sayıda düzenlenmiştir.
Bununla birlikte, tenfize ilişkin uyuşmazlıklar uygulamada varlığını sürdürmektedir. Ulusal mahkemeler zaman zaman kamu düzeni, yetki itirazları, usule ilişkin eksiklikler veya diğer gerekçelere dayanarak hakem kararlarının tenfizini reddedebilmektedir. Bazı hallerde bu itirazlar, tahkim anlaşmasının geçerliliğini etkileyen sakatlıklar, hukuki dinlenilme hakkına ilişkin ihlaller, yetki aşımı, tahkim yargılamasındaki usulsüzlükler veya kamu düzenine aykırılık gibi New York Sözleşmesi’nin V. Maddesi kapsamında kabul edilen meşru sebeplere dayanmaktadır.[2] Ancak diğer bazı hallerde, bu gerekçeler fiilen hakem kararı alacaklısını kesin ve bağlayıcı bir hakem kararının sağladığı ekonomik değerden mahrum bırakmaktadır.
Bu noktada ortaya çıkan soru şudur: Bu tür müdahaleler yalnızca tahkim hukukuna ilişkin meseleler olarak mı değerlendirilmelidir, yoksa aynı zamanda milletlerarası insan hakları düzenlemeleri kapsamında güvence altına alınan temel hakları da ihlal edebilir mi?
Her ne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (“AİHM”) tahkime ilişkin içtihadının büyük bölümü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (“AİHS”) kapsamındaki adil yargılanma hakkını düzenleyen Madde 6 çerçevesinde gelişmiş olsa da, AİHM son yıllarda tahkim kaynaklı uyuşmazlıkları giderek daha fazla AİHS’ye Ek 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi (Mülkiyetin Korunması) perspektifinden incelemektedir.[3] Son otuz yıl içerisinde Mahkeme, bu konuda gelişen bir içtihat oluşturmuştur. AİHM, kararlarını hiçbir zaman hakem kararlarının tenfizine ilişkin kapsamlı bir doktrin olarak sunmamış olmakla birlikte, içtihadı belirgin bir gelişim çizgisi ortaya koymaktadır.
Bu gelişim, yasamanın hakem kararlarına yönelik müdahaleleriyle başlamış; daha sonra hakem kararlarının tenfiz edilmemesi ve tenfiz yargılamalarındaki usuli eksiklikleri kapsayacak şekilde genişlemiş; nihayet BTS Holding A.S. v. Slovakya kararıyla birlikte AİHM, 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamında hakem kararlarına tanınan korumayı önemli ölçüde geliştirmiştir.
II. Başlangıç Noktası: Stran Greek Refineries ve Stratis Andreadis v. Yunanistan
Mahkeme’nin bu konudaki yaklaşımının temelleri, 9 Aralık 1994 tarihli Stran Greek Refineries ve Stratis Andreadis v. Yunanistan (“Stran Greek Refineries”) kararına dayanmaktadır.[4]
Uyuşmazlık, bir rafineri inşaat projesinden kaynaklanmış ve nihayetinde Yunan Devleti aleyhine verilen bir hakem kararıyla sonuçlanmıştır.[5] İlgili sözleşme uyarınca söz konusu hakem kararı kesin, bağlayıcı ve tenfiz kabiliyetini haizdir. Ancak hakem kararına ilişkin yargılama henüz devam ederken, Yunan yasama organı geriye etkili olarak tahkim şartını geçersiz kılan, hakem heyetinin yetkisini ortadan kaldıran, hakem kararını hükümsüz hâle getiren ve derdest yargılamaları fiilen sona erdiren bir kanunu kabul etmiştir.[6]
AİHM, söz konusu yasama müdahalesinin hem AİHS Madde 6’yı hem de 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi’ni ihlal ettiğine karar vermiştir.[7]
Tahkim hukuku bakımından bu kararın ortaya koyduğu en önemli ilke, kesinleşmiş bir hakem kararının AİHS kapsamında “korunan bir malvarlığı değeri (possession)” teşkil edebileceğinin kabul edilmiş olmasıdır.[8] Bir taraf kesin ve icra edilebilir nitelikte bir hakem kararı elde ettikten sonra, Devlet sonradan gerçekleştireceği müdahaleler yoluyla o tarafı hakem kararının sağladığı menfaatten keyfi biçimde mahrum bırakamaz. Devletin bu hakkı ortadan kaldırmaya yönelik müdahaleleri, başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan bir müdahale niteliğindedir.[9]
Önemle belirtmek gerekir ki AİHM, bu uyuşmazlığı yalnızca tahkime ilişkin usuli bir ihtilaf olarak değerlendirmemiştir. Aksine AİHM, hakem kararından doğan parasal alacağı korunan bir malvarlığı değeri olarak kabul ederek, kesinleşmiş bir hakem kararının taşıdığı ekonomik değerin 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamında korunduğunu açıkça ortaya koymuştur.[10]
Bununla birlikte, Stran Greek Refineries kararında AİHM’nin önüne gelen olay, yasama organının hakem kararına doğrudan müdahale ettiği görece istisnai bir duruma ilişkindir. Esas soru tenfizin önündeki engel doğrudan bir kanundan değil de bizzat tenfiz sürecindeki aksaklıklardan kaynaklandığında da aynı korumanın geçerli olup olmadığıdır.
III. Hakem Kararından Tenfizine: Regent Company v. Ukrayna
AİHM, bu doğrultuda bir sonraki önemli adımı 3 Nisan 2008 tarihli Regent Company v. Ukrayna (“Regent Company”) kararıyla atmıştır.[11]
Uyuşmazlık, Ukrayna Ticaret ve Sanayi Odası Uluslararası Ticari Tahkim Mahkemesi tarafından verilen bir hakem kararına ilişkindir.[12] Her ne kadar hakem kararının tenfizi süreci başlatılmış olsa da karar; icra sürecinde yaşanan güçlükler, borçlunun iflasına ilişkin işlemler ve Devlete ait malvarlıklarının cebri satışına sınırlamalar getiren yasal düzenlemelerin bir araya gelmesi nedeniyle yıllarca tenfiz edilememiştir.[13]
Regent Company kararı çoğunlukla AİHM’nin AİHS Madde 6 içtihadı çerçevesinde incelense de, mülkiyet hakkının korunması bakımından da önemli bir dönüm noktası niteliğindedir. Bu kararda AİHM’nin odağı, hakem kararının yalnızca hukuken mevcut olup olmadığı meselesinden, kararın uygulamadaki etkinliğine kaymıştır. Mahkeme açısından sorun, hakem kararının hukuken geçerliliğini koruyup korumadığıyla sınırlı değildir; asıl mesele, hakem kararı alacaklısının kararın sağlamayı amaçladığı ekonomik faydadan fiilen yararlanıp yararlanamadığıdır.[14] Stran Greek Refineries kararından farklı olarak, burada hakem kararının kendisi hiçbir zaman geçersiz kılınmamıştır. Sorun, Devletin kararın etkin biçimde tenfiz edilmesini uzun süre boyunca sağlayamamış olmasıdır.
Bu karar, 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamında sağlanan korumanın yalnızca hukuken tanınmış bir alacağın varlığıyla sınırlı olmadığını göstermektedir. Kesin ve tenfiz kabiliyetini haiz bir hakem kararına sahip olan alacaklının, bu karardan doğan ekonomik menfaatten fiilen yararlanabilmesi de gerekir. Devlet tarafından yaratılan engeller nedeniyle tenfizin uzun süre boyunca gerçekleştirilememesi hâlinde, hakem kararının temsil ettiği ekonomik değer yalnızca teorik kalma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu nedenle Mahkeme, incelemesinin ağırlık noktasını hakem kararının kendisinden, tenfiz mekanizmasının etkinliğine kaydırmıştır.[15]
IV. Devletin Pozitif Yükümlülüğü: Kin-Stib ve Majkić v. Sırbistan
AİHM’nin bu alandaki içtihadında önemli bir aşama, 20 Nisan 2010 tarihli Kin-Stib ve Majkić v. Sırbistan (“Kin-Stib”) kararıyla ortaya çıkmıştır.[16] Uyuşmazlık, Yugoslav Ticaret Odası Dış Ticaret Tahkim Mahkemesi tarafından başvurucular lehine verilen bir hakem kararının kısmen yerine getirilmemesine ilişkindir.[17] Her ne kadar hakem kararıyla hükmedilen parasal yükümlülüklerin bir bölümü ifa edilmiş olsa da, ulusal makamlar uzun süren icra takiplerine rağmen kararın tamamen icrasını sağlayamamıştır.[18]
AİHM incelemesine, 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamında yerleşik ilkesini tekrar ederek başlamıştır. Buna göre, bir alacak hakkı, yeterli ölçüde kesinleşmiş ve icra edilebilir nitelikte olduğu takdirde korunan bir malvarlığı değeri oluşturabilir.[19] Mahkeme daha sonra bu yaklaşımı açıkça hakem kararlarına da teşmil etmiş ve bağlayıcı nitelikteki bir hakem kararının tenfiz edilmesini sağlamak amacıyla mevcut tüm hukuki imkânlardan yararlanmanın ve tenfiz sisteminin “hukuken ve fiilen” etkin şekilde işlemesini temin etmenin Devletin sorumluluğunda olduğunu ifade etmiştir.[20]
Bu ilkeleri somut olaya uygulayan AİHM, Sırp makamlarının hakem kararının tam olarak tenfizini sağlamak için gerekli tedbirleri almadığını ve bu eksikliği haklı gösterecek ikna edici herhangi bir gerekçe ortaya koyamadığını tespit etmiştir.[21] Bu nedenle Mahkeme, hakem kararının kısmen tenfizinin 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlalini oluşturduğuna karar vermiştir.[22]
AİHM’nin tahkime ilişkin gelişen içtihadı bakımından Kin-Stib kararının önemi, 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin Devletlere yalnızca müdahaleden kaçınma yükümlülüğü yüklemekle kalmayıp, aynı zamanda hakem kararlarının etkin şekilde tenfiz edilebilmesini sağlayacak mekanizmaları oluşturma yönünde pozitif yükümlülükler de yüklediğini açıkça ortaya koymuş olmasıdır. Bu yönüyle karar, AİHM’nin daha sonra BTS Holding v. Slovakya kararında[23] benimsediği ve şekli anlamda mevcut bir hakem kararından ziyade tenfizin fiilen etkili olmasına vurgu yapan yaklaşımın da habercisi niteliğindedir.
V. Tenfiz Yargılamalarında Usuli Güvenceler: Mont Blanc Trading Ltd ve Antares Titanium Trading Ltd v. Ukrayna
AİHM, 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamındaki içtihadını geliştirirken, aynı zamanda hakem kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin yargılamaların da AİHS Madde 6’da öngörülen usuli güvencelere uygun yürütülmesi gerektiğini 14 Ocak 2021 tarihli Mont Blanc Trading Ltd ve Antares Titanium Trading Ltd v. Ukrayna (“Mont Blanc”) kararında açıkça ortaya koymuştur.[24]
Uyuşmazlık, Londra Uluslararası Tahkim Mahkemesi tarafından verilen bir hakem kararına ilişkindir.[25] Başvurucular, hakem kararının Ukrayna’da tenfizini talep etmiş; ancak bu sırada Ukrayna mahkemeleri önünde hem yetkiye hem de uyuşmazlığın temelini oluşturan sözleşmelerin geçerliliğine ilişkin paralel yargılamalar devam etmiştir. Nihayetinde ulusal mahkemeler hakem kararının tenfizini reddetmiş ve başvurucular aleyhine bir dizi karar vermiştir.[26]
Mont Blanc kararını özellikle dikkat çekici kılan husus, AİHM’nin incelemesini esasen hakem kararının tenfizinin reddedilmesinin maddi hukuka uygun olup olmadığı üzerine kurmamış olmasıdır. Mahkeme bunun yerine, yargılamanın adilliğine odaklanmıştır. Bu kapsamda AİHM; başvurucuların usulüne uygun şekilde haberdar edilmemeleri nedeniyle kritik öneme sahip bir duruşmaya katılamamaları ve ulusal mahkemelerin uyuşmazlığın çözümü bakımından belirleyici nitelikteki iddiaları yeterli şekilde değerlendirmemeleri de dâhil olmak üzere önemli usuli eksiklikler tespit etmiştir.[27]
Stran Greek Refineries, Regent Company ve Kin-Stib kararlarından farklı olarak AİHM, somut olayda başvurucuların mülkiyet hakkına ayrıca müdahale edilmediği sonucuna ulaşmıştır. Karar, hakem kararının tenfizine yönelik her başarısız girişimin kendiliğinden 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi’ni gündeme getirmeyeceğini göstermektedir.[28] AİHM, Mont Blanc kararında başvurucuların şikâyetlerinin esas itibarıyla AİHS Madde 6 kapsamındaki usuli güvenceler çerçevesinde incelenmesi gerektiği kanaatine varmış; bu nedenle değerlendirmesini mülkiyet hakkına yönelik müstakil bir müdahaleden ziyade ulusal yargılamaların adilliği üzerinde yoğunlaştırmıştır.
Mont Blanc kararının önemi, hakem kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin yargılamaların AİHS Madde 6’nın öngördüğü usuli güvencelere uygun yürütülmesi gerektiğini açıkça ortaya koymasında yatmaktadır.[29] Dolayısıyla, hakem kararı alacaklısının hukuki durumunu etkili biçimde savunabilmesini engelleyen usuli eksiklikler, özellikle bunların 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi bakımından keyfi veya açıkça makul olmayan yargısal kararlarla sonuçlanması hâlinde, hakem kararının temsil ettiği mülkiyet hakkından fiilen yararlanılmasını da engellemektedir.[30]
VI. AİHM’nin Güncel Yaklaşımı: BTS Holding v. Slovakya
AİHM’nin tahkime ilişkin bugüne kadarki en önemli kararı şüphesiz 30 Haziran 2022 tarihli BTS Holding A.S. v. Slovakya (“BTS Holding”) kararıdır.[31]
Uyuşmazlık, Bratislava Havalimanı’nın özelleştirilmesi sürecinden kaynaklanmış ve Paris’te Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları uyarınca yürütülen tahkim yargılamasında BTS Holding lehine verilen kesin bir hakem kararıyla sonuçlanmıştır.[32] Hakem kararı uyarınca Slovak Ulusal Mülkiyet Fonu (National Property Fund), yaklaşık 1,9 milyon Avro ile buna işleyecek faizi ödemekle yükümlü tutulmuştur. Hakem kararı kesin ve bağlayıcı hâle gelmiş olup Fransız mahkemeleri nezdinde hiçbir zaman iptal edilmemiştir. Buna rağmen Slovak mahkemeleri hakem kararının tenfizini reddetmiştir. Mahkemeler; tahkim anlaşmasının geçerliliğine ilişkin olduğu ileri sürülen eksiklikler, hakem kararındaki şekli noksanlıklar, kamu düzenine ilişkin değerlendirmeler ve kamu maliyesine ilişkin gerekçeler de dâhil olmak üzere çeşitli nedenlere dayanmıştır.[33]
AİHM, ulusal mahkemelerin ileri sürdüğü gerekçelerin birçoğunun ikna edici bir hukuki temelden yoksun olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme, ulusal mahkemelerin tahkim anlaşmasına ilişkin değerlendirmelerini eleştirmiş; uygulanması gereken hukuki çerçeveyle bağdaşmayan şekli koşullara dayanılmasını isabetli bulmamış ve hakem kararının yerine getirilmesinin kamu düzenini olumsuz etkileyeceği yönündeki savunmaları da kabul etmemiştir.[34]
Daha da önemlisi AİHM, hakem kararının tenfizinin reddedilmesinin başvurucunun 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamında korunan malvarlığına yönelik haklı gösterilemeyen bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir.[35]
BTS Holding kararının önemi tamamen yeni bir ilke ortaya koymasından kaynaklanmamaktadır. Karar, AİHM’nin önceki içtihadında uzun yıllar boyunca kademeli olarak şekillenen ilkeleri sistematik bir bütün hâline getirmektedir. Stran Greek Refineries, hakem kararlarının korunan malvarlığı değerleri doğurabileceğini ortaya koymuştur. Regent Company, mülkiyet hakkının korunması bakımından yalnızca hakem kararının varlığının değil, tenfizin fiilen etkili olmasının da önem taşıdığını göstermiştir. Kin-Stib, Devletlerin hakem kararlarının etkin şekilde tenfiz edilebilmesini sağlayacak mekanizmaları oluşturma yönünde pozitif yükümlülük altında bulunduğunu teyit etmiştir. Son olarak Mont Blanc, tenfiz yargılamalarının bizzat kendisinin de AİHS standartlarına uygun yürütülmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.
Bu çerçevede BTS Holding kararının belirleyici katkısı, AİHM’nin ilk kez açık şekilde, kesin ve bağlayıcı bir hakem kararının keyfi biçimde tenfiz edilmemesinin tek başına 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlalini oluşturabileceğini kabul etmiş olmasıdır.[36]
Gerçekten de Stran Greek Refineries kararında müdahalenin kaynağı yasama işlemi iken, Regent Company kararında sorun tenfiz mekanizmasının etkisiz işlemesinden kaynaklanmaktadır. BTS Holding ise doğrudan ulusal mahkemelerin hakem kararını tenfiz etmeyi reddetmesine ilişkindir. AİHM, Slovak mahkemelerinin dayandığı gerekçelerin yeterli hukuki temelden yoksun olduğu sonucuna ulaşmıştır.[37]
Dolayısıyla bu karar, 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin yalnızca hakem kararlarının varlığını veya tenfiz mekanizmalarının etkinliğini değil, aynı zamanda hakem kararı alacaklılarını, hakem kararının tamamen tenfiz edilememesine yol açan keyfi yargısal kararlara karşı da koruduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu yönüyle BTS Holding, otuz yılı aşkın süre önce Stran Greek Refineries kararıyla başlayan içtihadın doğal bir sonucunu oluşturmaktadır.
VII. Sonuç
Stran Greek Refineries kararından BTS Holding kararına uzanan süreçte AİHM, 1 No.’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamında hakem kararlarının korunmasına ilişkin tutarlı bir yaklaşım geliştirmiştir. Yasama organının hakem kararlarına müdahalesine karşı sağlanan koruma ile başlayan bu içtihat, zaman içerisinde hakem kararlarının tenfiz edilmemesini, tenfiz yargılamalarındaki usuli güvenceleri ve nihayet hakem kararlarının keyfi biçimde tenfizinin reddedilmesini de kapsayacak şekilde genişlemiştir.
Tahkim yargılamasının tarafları bakımından bu gelişen içtihat, ulusal mahkemelerin milletlerarası alanda kabul gören tenfiz standartlarından ayrıldığı durumlarda ilave bir koruma katmanı sağlamaktadır. Devletler bakımından ise bu içtihat, New York Sözleşmesi’nin tanıdığı takdir yetkisinin sınırsız olmadığını hatırlatmaktadır. Her ne kadar tenfizin reddine ilişkin savunmalar ileri sürülebilse de, bu savunmaların AİHS’nin hukuki güvenlik, adil yargılanma ve mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin temel ilkeleriyle uyumlu şekilde uygulanması gerekmektedir.
Elbette bu yaklaşım, hakem kararının tenfizine ilişkin her ret kararının otomatik olarak AİHS’yi ihlal edeceği anlamına gelmemektedir. New York Sözleşmesi, hakem kararlarının tanınması ve tenfizinin reddedilebileceği meşru sebepleri tanımaya devam etmektedir. Dolayısıyla Devletler, bu sebeplerin somut olayda gerçekten mevcut olduğu hâllerde tenfizi reddetme yetkisini muhafaza etmektedir.[38]
Bununla birlikte AİHM içtihadının ortaya koyduğu pratik sonuç son derece açıktır. Kesinleşmiş bir hakem kararı yalnızca usuli bir yargılama sonucu değildir. Aynı zamanda giderek daha güçlü şekilde korunan ekonomik bir malvarlığı değeri olarak kabul edilmektedir. Devletin eylem veya işlemleri, hakem kararı alacaklısını bu kararın tenfiz edilmesi imkânından mahrum bıraktığında ise, AİHS’nin sağladığı koruma devreye girebilecektir.
—–
[1] Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkındaki New York Sözleşmesi (New York, 1958), UNCITRAL, 2015, Giriş, Amaçlar.
[2] New York Sözleşmesi, m. V.
[3] Ursula Kriebaum, “Chapter 66: The European Court of Human Rights and Arbitration” (Bölüm 66: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Tahkim), Stefan M. Kröll, Andrea Kay Bjorklund, vd., Cambridge Compendium of International Commercial and Investment Arbitration (2023), s. 1981.
[4] AİHM, Stran Greek Refineries ve Stratis Andreadis v. Yunanistan (Başvuru no. 13427/87), 9 Aralık 1994.
[5] Id. para. 12-14.
[6] Id., para. 20-23.
[7] Id., para. 50, 75.
[8] Id., para. 58-62. AİHM’nin “korunan malvarlığı” (possessions) kavramına ilişkin yorumu ile bu kavramın kesinleşmiş para alacakları ve ilamdan doğan alacaklara uygulanmasına ilişkin daha kapsamlı bir değerlendirme için bkz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi Hakkında Rehber – Mülkiyetin Korunması, s. 11-12.
[9] Id., para. 66-67.
[10] Id., para. 74-75.
[11] AİHM, Regent Company v. Ukrayna, (Başvuru no. 773/03), 3 Nisan 2008.
[12] Id., para. 3.
[13] Id., para. 9-32.
[14] Id., para. 59-62.
[15] Ayrıca bkz. AİHM, Iliria S.R.L. v. Arnavutluk (Başvuru No. 31011/09), 5 Mart 2024; AİHM bu kararda, milletlerarası bir hakem kararının tanınması ve tenfizine ilişkin yargılamalarda yaşanan aşırı gecikmeler nedeniyle AİHS Madde 6’nın ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
[16] AİHM, Kin-Stib ve Majkić v. Sırbistan, (Başvuru no. 12312/05), 20 Nisan 2010.
[17] Id., para. 11-12.
[18] Id., para.13-27.
[19] Id., para. 83.
[20] Id. para. 83.
[21] Id., para. 84.
[22] Id., para. 85.
[23] Bkz. aşağıda VI. Numaralı Bölüm.
[24] AİHM, Mont Blanc Trading Ltd ve Antares Titanium Trading Ltd v. Ukrayna (Başvuru no. 11161/08), 14 Ocak 2021.
[25] Id., para. 9-15.
[26] Id., para. 43-49.
[27] Id., para. 68-74, 81-85.
[28] Id., para. 101.
[29] Id., para. 73, 85.
[30] Id., para. 101.
[31] AİHM, BTS Holding, A.S. v. Slovakya (Başvuru no. 55617/17), 30 Haziran 2022.
[32] Id., para. 1-2.
[33] Id., para. 23-29.
[34] Id., para. 66-70.
[35] Id., para. 72-73.
[36] Id., para. 65.
[37] Id., paras. 67-70.
[38] Mont Blanc, para.101. Ayrıca kıyasen bkz. AİHM, Zagrebačka Banka D.D. v. Hırvatistan (Başvuru no. 39544/05), para. 250.



