I. Giriş
Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 198, bir teşebbüsün bir sermaye şirketinde pay oranının doğrudan veya dolaylı olarak belirli oranların (%5, %10, %20, %25, %33, %50, %67, %100) üstüne çıkması veya altına düşmesi durumlarında teşebbüse bu durumu şirkete bildirme ve şirkete de bu durumu tescil ettirme yükümlülüğü yükler. Bu yükümlülüğün kapsamı ve usulü Ticaret Sicili Yönetmeliği (“TSY”) m. 107’de ayrıntılı olarak açıklanmaktadır. Bununla birlikte gerek TTK gerek TSY düzenlemelerinde bildirim yükümlülüğünün sorumlusu olabilecek kişilerin kapsamı ile bildirimin yönteminin ve içeriğinin nasıl olması gerektiği konusunda bazı belirsizlikler bulunmaktadır.
Bu makalede, söz konusu düzenlemelerde cevabı bulunmayan bazı sorulara kanun maddesinin amacı ile içtihat ve öğreti kaynaklarından faydalanılarak cevap verilmeye çalışılacaktır. Özellikle, (i) bildirim yükümlüsü teşebbüsün gerçek kişi olup olamayacağı; (ii) bildirimin içeriğinde eşiğin üstüne veya altına geçildiğinin belirtilmesinin yeterli olup olmadığı; (iii) bir teşebbüsün hakimiyeti altında bulunmayan iştirakinin pay edinmesi üzerine dolaylı pay sahibi olduğu durumlarda da bildirim yükümlülüğünün doğup doğmayacağı, ve (iv) intifa hakkı gibi pay üzerinde mülkiyet hakkı dışında bir hakkın edinilmiş olması durumunda TTK m. 198’in uygulama alanı bulup bulamayacağı incelenecektir.
II. Bildirim Yükümlüsü Teşebbüs Gerçek Kişi Olabilir Mi?
Gerçek kişilerin değişen pay sahipliği oranını bildirme yükümlülüğünün sorumlusu olup olmadığı TTK ve TSY’de açıkça düzenlenmemiştir.
TTK m. 198’e göre bildirim yükümlülüğü getirilen pay sahibi bir “teşebbüs” olabilir. Türk Ticaret Kanunu tasarısında yer alan “sermaye şirketi” ifadesinin kanunlaşan nihai metinde “teşebbüs” kelimesi ile değiştirilmesinden kanun koyucunun bildirim yükümlüsü kişilerin kapsamını genişletmeyi amaçladığı sonucu çıkarılabilir.[1]
İçtihatta ve öğretide teşebbüs ifadesinin geniş bir kapsamı olduğu, gerçek kişileri, tüzel kişileri, tüzel kişiliği bulunmayan kişi topluluklarını da kapsadığı belirtilmektedir.[2]
Ek olarak, TSY m. 107/2’de teşebbüsün “şirketler topluluğuna dahil olması” gerektiği düzenlenmiştir. TSY m. 105’e göre ise bir şirketler topluluğunun söz konusu olabilmesi için grup içerisinde en az üç ticaret şirketinin bulunması gerekmektedir. Bu hükümlere dayanılarak, her gerçek kişinin değil en az üç ticaret şirketinden oluşan bir şirketler topluluğunu hakimiyeti altında bulunduran gerçek kişilerin bildirim yükümlüsü olabileceği öğretide savunulmuştur.[3]
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2023 yılında verdiği bir kararda ise gerçek kişiler arasında gerçekleştiği anlaşılan bir pay devrinde şirket hisselerinin teşebbüs tarafından edinilmesi söz konusu olmadığı gerekçesiyle TTK m. 198’in uygulanamayacağına karar veren alt mahkeme kararı onanmıştır.[4]
Yukarıdaki açıklamalara ek olarak, TTK m. 198/1’in açık hükmü gereğince eğer bir gerçek kişi, pay sahibi olan teşebbüste veya pay sahiplik oranı değişen sermaye şirketinde yönetim kurulu üyesi veya yönetici ise kendisinin, eşinin veya çocuklarının ve onların en az yüzde yirmisine sahip bulundukları ticaret şirketlerinin o sermaye şirketindeki payları ile ilgili olarak bildirimde bulunması gerekir.
III. Bildirimin İçeriğinde Nihai Pay Oranı Gösterilmeli Midir?
TTK m. 198/1 ve TSY m. 107/1, bir teşebbüsün bir sermaye şirketindeki doğrudan veya dolaylı pay sahipliği oranının belirli yüzdeleri aşması veya altına düşmesi halinde, “durumu” bildirmesi gerektiğini düzenlemektedir. Bildirilmesi gereken durumun nihai pay oranı mı yoksa sadece kanunda belirtilen oranın üstüne veya altına geçildiği bilgisi mi olduğu açıkça düzenlenmemiştir.
Öğretide, kanun hükmünde bildirim yükümlülüğünü tetikleyen durumun belirli eşiklere ulaşılması veya bunların altına düşülmesi olduğu için pay oranı belirtilmeden söz konusu eşiğin aşıldığının veya altına düşüldüğünün belirtilmesinin yeterli olduğu savunulmuştur.[5] Buna göre, örneğin, bir teşebbüsün bir sermaye şirketindeki pay oranı %53’ten %80’e çıkmış ise teşebbüsün yapacağı bildirimin içeriğinde sadece pay oranının %67’nin üstünde bir orana çıktığı bilgisinin verilmesi yeterli olmalıdır.
Bununla birlikte, Tekinalp, “sadece aşılan miktarda paylar değil, ulaşılan yüzde bildirilecektir” yorumunda bulunmaktadır.[6] Ayrıca, İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğünün yayınladığı örnek yönetim kurulu kararı ve tescil talebi dilekçesi metinlerinde pay devrinin öncesi ve sonrasındaki sermaye payının yüzde karşılığının belirtilmesi gerektiği görülmektedir.[7]
IV. Dolaylı Pay Sahibi, Doğrudan Pay Sahibi Şirketin Hâkimi Değilse de Bildirimle Yükümlü müdür?
Kanun maddesinin lafzına göre bir teşebbüsün, bir sermaye şirketinin sermayesinde “dolaylı olarak” sahip olduğu payların belirli eşikleri geçmesi durumunda da bildirim yükümlülüğü doğmaktadır. Bu yükümlülüğün her türlü dolaylı pay sahipliği durumunda mı yoksa sadece doğrudan pay sahibi üzerinde hakimiyeti bulunan dolaylı pay sahibi için mi doğduğu sorgulanabilir.
Gerçekten de bir teşebbüs, azınlık paylarına sahip olduğu bir şirketin iştirak ettiği üçüncü bir şirketteki pay sahipliği değişimlerinden haberdar olmayabilir. Örneğin, A şirketi, B şirketinde %40 paya sahip olup B şirketinin de C şirketindeki payları %70’ten %90’a yükselecek olursa A şirketinin C şirketindeki dolaylı pay sahipliği oranı %28’den (%40 x %70) %36’ya (%40 x %90) çıkmış ve dolayısıyla TTK m. 198’de yer alan %33 eşiğini geçmiş olacaktır. Fakat, A şirketi, eğer B şirketinin yönetiminde temsil edilmiyorsa bu pay devrinden haberdar olmayabilir. Bu örneğe göre, B şirketinin C şirketindeki pay sahiplik oranı %70’ten %90’a çıktığı ve B şirketi bakımından TTK m. 198 bildirim eşiklerinin aşılması söz konusu olmadığı için A şirketinin bu durumu, B şirketinin bildiriminin tescil ve ilan edilmesiyle öğrenmesi de mümkün olmayacaktır. Eğer B şirketinin bildirim yükümlüsü olduğu bir durum söz konusu olsa idi B şirketinin yapacağı bildirim üzerine A şirketinin ayrı bir bildirimde bulunması gerekmeyecek idi.[8]
Bu durumda kanunun amacına yönelik bir yorum yapılarak bir dolaylı pay sahibinin ilgili pay devrinden haberdar olmaması makul bir sebebe dayanıyorsa TTK m. 198’de yer alan bildirim yükümlülüğüyle sorumlu tutulmaması gerektiği sonucuna varılabilir. Kanunun gerekçesinde de belirtildiği üzere, bu bildirim yükümlülüğü katılma ilişkilerinin açıklanarak kamunun aydınlatılmasını, sermaye piyasasında şeffaflığın sağlanmasını ve sorumluluk hükümlerinin uygulanmasını amaçlamaktadır. Dolaylı pay sahipliği ilişkisinin hakimiyetin mevcut olmadığı iştirakler üzerinden kurulduğu durumlarda şeffaflığın sağlanması bakımından bir kamu yararının bulunmayacağı düşünülebilir. Üstelik, TTK m. 198/2 uyarınca bildirim ile tescil ve ilan yükümlülüğü yerine getirilmediği sürece ilgili paylara ait oy hakkı dâhil diğer haklar donmaktadır. Doğrudan pay sahibinin bildirim yükümlüsü olmadığı bir pay devri bakımından, dolaylı pay sahibinin haberdar olmadığı bir durumu bildirmemiş olması sebebiyle, doğrudan pay sahibinin paya ilişkin haklarının donması kanunun amacına aykırı bir sonuç olur.
V. Pay Üzerinde Mülkiyet Dışındaki Hakların İktisabı Durumunda Bildirim Yükümlülüğü Doğar mı?
TTK m. 198/1, bildirimin konusunu belirli eşikleri temsil eden miktarda paylara “sahip olma” veya mevcut payların bu eşiklerin altına düşmesi olarak açıklamaktadır. TSY m. 107/2 de “payları iktisap eden veya elden çıkaran” teşebbüsün bildirim yükümlüsü olduğunu belirtmektedir. Bu düzenlemelerden sadece pay devri değil, aslen iktisap da dahil her türlü pay sahipliği durumunda bildirim yükümlülüğünün doğabileceği, fakat pay üzerinde mülkiyet hakkının dışında hakların edinimi durumunun bu kapsamda değerlendirilmeyeceği sonucuna varılabilir. Bu yönde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2025 yılında verdiği bir kararında, alt mahkemenin pay üzerinde intifa hakkı sahibinin oy hakkını haiz olduğu ve bunun tescil edilip duyurulmasında üçüncü kişilerin menfaati olduğu gerekçesiyle intifa hakkı kurulmasının tescil edilmesine hükmeden kararını kaldırmış; TTK m. 198’in intifa hakkına ilişkin değil mülkiyet hakkına ilişkin olduğu sonucuna varmıştır.[9]
Bu değerlendirmede, TTK m. 198/1 atfıyla payların yüzdelerinin hesaplanmasında uygulama alanı bulan TTK m. 196/3 hükmü önem taşıyabilir. TTK m. 196/3’te bir teşebbüsün “bir sermaye şirketinde sahip olduğu paylar hesaplanırken ona bağlı şirketlerin sahip oldukları veya onun hesabına alınmış olup üçüncü kişilerin elindeki paylar da hesaba katılır” düzenlemesi yer almaktadır.[10] Bağlı şirketlerin sahip olduğu payların hesaba katılması TTK m. 198/1’in “dolaylı olarak” sahip olunan paylar için de bildirim yükümlülüğü getirmesinin doğal bir uzantısıdır. Fakat, bir üçüncü kişinin mülkiyetinde bulunmakla birlikte teşebbüsün “hesabına alınmış” payların da yüzdelerin hesaplanmasında dikkate alınması, TTK m. 198 bakımından “dolaylı olarak” ifadesinin sadece teşebbüsün yavru şirketlerinin mülkiyetindeki paylar için değil, inançlı malikin elindeki paylar için de söz konusu olduğuna işaret eder.[11]
—–
[1] Yargıtay HGK., E. 2024/568, K. 2025/526, 17.9.2025 tarihli kararı, para. 13: “Türk Ticaret Kanunu […] tasarısında öncelikle sermaye şirketleri ile işletme kavramı esas alınmış, işletme kavramının tercih edilme nedeni olarak kapsamının geniş olması, teşebbüsü ve benzeri diğer kavramları kapsaması gösterilmişse de Adalet Komisyonu, tasarının getirdiği sistemin kapsamını dar bularak, sakıncalar doğurabileceği endişesi ile kurumun uygulama alanını genişletmek maksadıyla değişikliğe gitmiştir. Gerçekten de, 6102 sayılı TTK’nın 198. maddesinin Komisyon Değişiklik Gerekçesinde Kanun’un gerek 195/5. maddesi, gerek 198. maddesi ve diğer maddelerinde teşebbüs kavramının kullanılmasının sebebi olarak teşebbüs kavramının ticari işletmeden daha geniş olması gösterilmiş ve tasarı bu şekliyle kanunlaşmıştır.”
[2] Id., para. 15: “doktrinde de değinildiği üzere […] şirketler topluluğu hukukunda kullanılan teşebbüs kavramı, tüm gerçek kişiler başta olmak üzere şirket ortaklığına katılabilecek tüm kamu ve özel tüzel kişilerini, esnaf işletmelerini, ticari işletme ve miras ortaklıklarını dahi kapsayan oldukça geniş bir anlam ifade eder (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul 2019, s. 716)”; Özlem Karaman Coşgun, “Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Sermaye Şirketlerinde Pay Oranlarındaki Değişikliklerin Bildirilmesi, Tescili ve İlanı Yükümlülüğü”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2025 (“Karaman Coşgun”), s. 302.
[3] Dr. Öğr. Üyesi Kadir Baş, “Anonim Şirketlerde Pay Sahiplerinin Türk Ticaret Kanunu m. 198 Uyarınca Bildirim Yükümlülüğü ve Bu Yükümlülüğe Aykırılığın Sonuçları”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, 2020 (“Baş”), s. 66-67.
[4] Yargıtay 11. HD., E. 2021/3098, K. 2023/755, 9.2.2023 tarihli kararı: Dava taraflarının kişisel verilerin gizlendiği karar metninde devredenin “imzalatıldığı” iddiasından gerçek kişi olduğu anlaşılmaktadır.
[5] Karaman Coşgun, s. 305; Baş, s. 81-82.
[6] Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku II, 15. Bası, 2023 (“Tekinalp”), para. 2103.
[7] İstanbul Ticaret Odası, “Ticaret Sicili İşlemleri, Anonim Şirketler, Anonim Şirket TTK. 198’e göre Bildirim İşlemi”, ito.org.tr/documents/Ticaret-Sicil/dilekceler-belgeler/198_bildirim_dilekcesi.doc, ito.org.tr/documents/Ticaret-Sicil/dilekceler-belgeler/198_yk_karari.doc, erişim 3 Eylül 2026. Benzer yönde: Ankara Ticaret Odası, “Ticaret Sicili İşlemleri, Ticaret Sicili Şirket İşlemleri, Anonim Şirket TTK 198. Madde Bildirimi İçin Gerekli Evraklar, Yönetim Kurulu Kararı (Noter Tasdikli)”, atonet.org.tr/Uploads/Birimler/Internet/Ticaret%20Sicil%20Müdürlüğü/Şirket%20Evrakları/ttk_198_bildirimi.docx, erişim 3 Eylül 2026.
[8] 27 Ocak 2013 tarihli 28541 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Ticaret Sicili Yönetmeliği (“TSY”), m. 107/3: “Dolaylı iştiraklerin bildiriminin söz konusu olması durumunda, dolaylı yoldan eşikleri aşan veya eşiklerin altına düşen tüm teşebbüs veya ticaret şirketleri için bildirim, bunlardan herhangi biri tarafından tümü için yapılabilir.”; Tekinalp, para. 2104.
[9] İstanbul BAM 43. HD, E. 2022/594, K. 2025/1676, 17.11.2025 tarihli kararı.
[10] Aynı yönde: TSY m. 107/9.
[11] Tekinalp, para. 2021. Yazar, teşebbüsün hesabına alınmış olup üçüncü kişinin mülkiyetindeki paylara diğer örnekler olarak menkul değer komisyoncusu ile aracı kurumun elindeki payları vermektedir.



